|
FEYİZLERDEN DAMLALAR
MEHMED FEYZİ
EFENDİ'NİN GÜZEL AHLAKLA İLGİLİ SÖZLERİ |

-
"Bizim vazifemiz, emrolunduğumuzu
yapmaktır; ötesi bizim vazifemiz değildir. Herkes kendi
mertebesini bilmeli ve kendi mertebesinde vazifesini yapmalıdır.
Kapıcı müdürün; odacı şefin işine karışırsa, nizâm-ı âlem
bozulur. İşte o zaman da kıyâmeti beklemeli!.."
1.
(410)- Hüsn-i Huluk:
Hüsn-ü huluk, yalnız güzel muâmele
değildir; yapılan eziyete tahammül etmektir.
2.
(593)- Basîret Sahibi
Olan:
Basîretli olan; hakkı- bâtılı tefrîk
edip, hakka ittibâ, bâtıldan ictinâb eder. Emri- nehyi,
helâli-haramı bilip, meleği-şeytanı fark eder.
3.
(645)- Doğruyu Doğru Yerde
Kullanmak:
Sıddîkler de, sıdkını yerinde
kullanıp-kullanmadıklarından suâl olunacaklar.
4.
(649)- Korkunun Devam
Üzere Olması:
Müminin havfı-haşyeti, devam üzere
olacak. Yusuf (a.s.)’ın zindandaki hâli ne idiyse; saraya gelip,
nimete gark olduktan sonra da öyle idi.
5.
(662)- Bir İstikâmet:
Kur’ân irşâdı altında bir istikâmet, bin
kerâmetten daha üstündür.
6.
(2)- Dâima Müsbet Olmak:
Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim,
müsbet hareket edelim.
7.
(3)-
Söz Fayda Vermeyince Ne Demeli ?
Biz
bilemeyiz, bir şey diyemeyiz.
8.
(4)-
Kederden Kurtulmanın Yolu:
Men
âmene bi’l-kader fekad emine mine’l-keder deyip, levi levlayı
bırakalım.
9.
(5)-
Mesleğimiz:
Bu
fakir askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik,
miskinlik imiş.
10.
(7)-
Gençlik ve İhtiyarlık:
Kemâl-i îmân kesbedip, âmâl-i sâlihaya
muvaffak olmak şartıyla gençlik de güzel, ihtiyarlık da.
11.
(14)-
Kalbe Gelen Şeyler:
Kalbe kötü bir şey hutûr ederse: Allâhümme tahhir kalbî vağfir
zenbî ve hassın cevârihî ani’l-harâm, deyip o kötülüğün kökünü
daha bi’l- kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel
tevbedir.
12.
(15)-
Kaza ve Kader Karşısında Edep:
Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet edince: Hâzâ kazâuhû ve
hâzâ hatâî ; bir hasene isâbet edince de: hâzâ kazâuhû ve
hâzâ atâuhû demeli, kendimizde bir hüner görmemeli.
13.
(18)-
Güzel Ahlâk:
Güzel ahlâk ancak, kendisinde şuab-ı
îmâniyyeyi ikmâl etmiş, kemâl-i îman sahibi bir müminde tasavvur
olunabilir.
14.
(27)-
Riyâ:
Riyâdan kurtulmak çok zordur Riyâdan
ancak her şeyde rızây-ı ilâhîyi gözeterek kurtulunur.
15.
(33)-
Hoşgörü:
Her olur olmaz şeyden mesele
çıkarmamalı. Pişkinlik göstermek lâzım; müdârâ etmek lâzım. Bu da
şerri def için olur.
16.
(34)-
Müdârâ ve Müdâhene:
İslâm’da müdârâ emredilmiş, müdâheneden
nehyedilmiştir. Müdârâ güzel, müdâhene çirkindir.
17.
(58)-
Hacının Çalışması:
“Hacı, terazi tutmaz” diye bir şey yoktur. Adaletle, hakkıyla terazi
tutabilir.
18.
(60)-
Nefsin Terbiyesi:
Nefsin terbiyesi, Kur’an’ın emrine uymakla; nehyinden
kaçınmakladır.
19.
(823)-
Herkes Kendi Vazifesine Bakmalı!
Bizim vazifemiz, emrolunduğumuzu
yapmaktır; ötesi bizim vazifemiz değildir. Herkes kendi mertebesini
bilmeli ve kendi mertebesinde vazifesini yapmalıdır. Kapıcı
müdürün; odacı şefin işine karışırsa, nizâm-ı âlem bozulur. İşte o
zaman da kıyâmeti beklemeli!..
20.
(824)-
Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?
Biz, gayr-i müslimlerin ihtidâsına
(İslâm yekûnu çoğalması için), fâsıkların ıslâhına ve müminlerin de
terakkîlerine dua edeceğiz.
21.
(842)-
Her İşte Sabır-Sebât:
Her işte sebât, sabır ve tahammül lâzım.
Bir işe başlayınca artık o işte sebât etmek en güzelidir.
22.
(871)-
Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak:
Câminin dışında ne olursa olsun, câmiye
giren herkese sâlih nazarıyla bak! Dışardaki ahvâli seni
ilgilendirmesin.
23.
(872)-
Yerine Göre Nasihat:
Temizliğine, tahâret ve nezâfetine
dikkat ederek namazı kıldırırsın; yerine göre nasihat edersin.[1][1]
24.
(874)-
Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk:
İnsanın mayasında, fıtratında, her
kemâle karşı bir aşk vardır. Kemâle karşı olan bu aşkı tahakkümle,
korku veyahut maddiyatla söndürmek mümkün değildir. Yine mâkûsen,
mütenâsibiyle, kemalsizliğe karşı olan soğukluk ve nefreti de sevgi
ve saygıya kalbetmek hususunda tahakküm ve milyonların sarfı beş
para etmez. Zâhirden öyle görünse de kalp tam tersini söyler.
25.
(875)-
Daima Güzel Tarafı Görmek:
İnsan her şeyin güzel ve iyi tarafını
görmeye çalışmalıdır. Mümkün olduğu kadar kusur görmemeli ve takdîr
etmelidir.
26.
(77)-
Tecellînin Artması:
Tevazu arttıkça, tecellî de artar.
27.
(80)-
Tüm Hakikatlerin İki Ana Esası:
Kâinatta ne kadar hakikat varsa, bu hakikatler sümbül verecek olsa
şu iki esasta neticelenir: a)- et-Ta’zîmü li emrillâh
b)- ve’ş-Şefekatü alâ halkıllâh:
Evâmîr-i İlâhiyye’ye ta’zîm, mahlûkâtına şefkat.
28.
(85)-
İnsan Hakları:
İnsan hakları diyorlar, insan sevgisi
diyorlar; insan ve hayvanların helâkine çalışıyorlar. Bu mu insan
hakları, insan sevgisi?!..
29.
(884)- Bereketsiz!
Şu zamandaki bereketsizliğin bir sebebi
de, alanın ve satanın râzı olmamasıdır. Yani, alan râzı değil; satan
râzı değil. Dolayısı ile de bereket olmuyor. Satanın, sattığı malda
gözü kalıyor; alan da zoraki alıyor. Böyle alışverişte, terâzî
(rızalaşmak) lâzım.
30.
(89)-
Nesnaslar:
Helal-haram tanınmaya tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye,
tevbe ve istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar[2][2]
çoğalıyor.
31.
(93)-
Düşmandan Emin Olmamak:
Düşmandan emin olmak, gaflete dalmak helake sebeptir.
32.
(101)-
Feyzin Kesilmesi:
Haram lokma feyzin kesilmesine sebeptir.
33.
(114)-
Müminin İşi:
Müminin işi ya sabırdır ya da şükür. Sabrederse sâbir, şükrederse
şâkirdir. Her iki halde kârdadır.
34.
(122)-
Muhabbete Vesîle Olmak:
Muhabbete vesîle olan her şey güzeldir.
35.
(142)-
Makam ve Mansıblar:
Maddî olsun mânevî olsun, makam ve mansıblar da vehbîdir. Çalışmak,
o istîdatların inkişâfına sebeptir.
36.
(154)-
Tevekkül ve Tefvîz Makamları:
Tevekkül makamında kul tedbirini alır; tefvîz makamında tedbiri de
terkeder. Tefvîz makamı tevekkülden üstündür.
37.
(155)-
Makamların En Üstünü:
Makamların en üstünü rıza makamıdır. Bu makamda kul Rabbisinden,
Rabbisi de kulundan razı olur.
38.
(156)-
Makamın Artması:
Makam yükseldikçe kurbiyet ziyadeleşir. Cennetteki mertebesi de o
nisbette artar. Bunun için “makam istemiyorum” demek doğru değildir.
39.
(169)-
“Necisin?” Sorusunun Cevabı:
Bu
zamanda sorulunca, ben şucuyum bucuyum değil, ben müslümanlardan
biriyim demeli.
40.
(680)- Dürüst Ticaret
Eden:
Aldatmayan, hileden, yalandan-dolandan sakınan sâdık tâcir,
habibullahtır.[3][3]
Sâdık tâcirin âhirette yüzü, ayın on dördü gibi parlayacak.
41.
(693)- At Üstünde Bile
Gelse:
Sâil (dilenci) at üstünde de gelse gönlünü kırmamak lâzım, boş
çevirmemeli.
42.
(701)- Sevgi Yoluyla
İstifâde:
İnsan, muhabbet ve teveccüh yoluyla
istifâde edebilir.
43.
(704)- İhtilâfın Kalkması
Nasıl Olur?
Birbirimizin noksanını aramayıp,
müsâmaha edince ihtilâf çıkmaz.
44.
(705)- Bütün Uzuvlar Kalbe
Bağlı:
Göz, kulak, lisân… bütün âzâ kalbe
bağlıdır.
45.
(721)- Müminin Söz Verme
Durumu?
Mümin, kolay kolay söz vermez. Çünkü,
sözünde duramayacağından korkar.
46.
(724)- Ölülere Karşı
Tavrımız?
“Ölülerinizi hayırla yâdediniz”
buyruldu. Bunun için, ölünün iyi halini bilirsek söyleyeceğiz;
kötülüklerini söylemeyeceğiz. Ölünün kötülüklerini söylersek,
akrabalarına ezâ etmiş oluruz.
47.
(725)- Bir Mesele
Meçhûlümüz Olursa?
Müminin ölüsü de dirisi de pâktır. Bir
mesele meçhûlümüz olursa, hüsn-i zan tarafı iyidir. Müminin gizli
halini tecessüs iyi değildir.
48.
(727)- Eşikte Oturmamalı:
Sahâbe-i kirâm, güneşle gölgenin
birleştiği yerde durmayı hoş karşılamazlardı. Ya güneşte, ya da
gölgede durulardı. Kapı eşiğinde oturmak da men edilmiştir,
mekrûhtur.
49.
(686)- Kendi Kendine Hüsn-i
Zan Olmaz!
Benim size; sizin de bana hüsn-i
zannınız güzeldir. Ama kendi kendimize hüsn-i zan güzel değildir.
50.
(423)- Müminlerin Sanatı
Takvâdır:
Müminin dârü’l-fünûnu takvâdır. Takvâ,
emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun erbâbına müttakî
derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.
51.
(429)- Takvâ Elbisesi:
Takvâ elbisesi, bu elbiseden daha
üstündür. Bu elbise, bedenin ayıp yerlerini örter. Ama takvâ libâsı,
kalbin, ruh ve nefsin ayıplarını örter.
52.
(430)- Kötülükte Ölçü:
Bir şeyin neticesi kötüyse, mukaddemâtı
da kötüdür. Bunun için Allah Teâlâ Hazretleri, Kur’ân’ında, çirkin
şeylerin mukaddemâtından da nehyetmektedir.
53.
(434)- Din Nasihattir:
Din nasihattir. Nasihatsiz din yoktur.
Ağaç, kökünden sıvarıldığı gibi; insan da kulağından sıvarılır.
Ashâb, kulaktan âlim oldular.
54.
(435)- Tevâzuun Hakikati:
Tevâzuun hakikati, kendini hiçbir
makamda görmemektir. Tevâzu, yükselmeğe; kibir, alçalmağa sebeptir.
Kibir, Hakk’ı kabul etmemektir.
55.
(799)- Değer:
Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır.
İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti
yüklendi.[4][4]
Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ
ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu.
Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ
edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten
cehûldurlar (pek câhildirler).
56.
(806)- Maddî ve Mânevî
Engeller:
Bir hakikata ulaşmak için maddî-mânevî,
nûrânî ve zulmânî çok engeller vardır. Onun için sabırlı olmak
lâzımdır. Hedefi sonuna kadar takip etmeli, bırakmamalı, yılmamalı,
usanmamalı. Men sebete nebete[5][5]
buyrulmuştur.
57.
(392)- Müminin Üzüntüsü:
Müminin bir yerine diken batsa, ayağına
bir şey takılsa, kalbine bir hüzün gelse, mükâfâtını görecek.
58.
(753)- Takvâdan Bahis!
7 âzâyı muhâfaza edip, 360 çeşit
âfetten, günâhtan çekindikten sonra takvâdan bahsedilir!
Bunlar: Göz, kulak, el, ayak, dil, mide ve nesil organlarıdır.
59.
(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî
Hazretleri:
Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri,
helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil çıktı!
Kûtu’l-Kulûb adlı eserini bundan sonra kaleme aldı.[6][6]
60.
(775)- Mâzereti Kabul:
Mümin-i kâmil, mâzereti kabul eder.
61.
(782)- Kelimeler Havada
Şekillenir:
Kelime-i tayyibe de, kelime-i habîse de
havada teşekkül eder; vein min şey’in illâ yusebbihu bi-hamdih
âyetinin[7][7]
sırrıyla Allah’ı tesbîh ederler.
62.
(787)- Dünyada Cennet
Hayatı:
İnsan Cenâb-ı Hakk’a tevekkül eder,
bütün işlerini O’na havâle ederse, dünyada cennet hayatı yaşamış
olur. Yok eğer, bütün tedbirleri alayım, herşeyi ben yoluna koyayım,
her istediğim olsun derse; üzerine yük üstüne yük almış olur.
Allah ne takdîr ettiyse o olur.
63.
(789)- Böcekler ve Haşerât:
Böcekler, haşerât…cünûdullahtır.
Öldürmek, üzerlerine fazla düşmek iyi değildir. Şerlerinden Allah’a
sığınmalı. Zararlarından, onları yaratana, idâre edene sığınırsak
onlardan korunmuş oluruz. Küllü mudırrın yuktel kâidesince,
her zararlı öldürülür ama, zararı tahakkuk ettikten sonra öldürmeye
izn-i şer’î vardır.
64.
(471)- Gizli Suç:
Bir kimsenin suçunu senden başkası
bilmiyorsa, onu setretmelidir.
65.
(483)- Bazı Edeb Öğütleri:
Bütün mahlûkâtı kendinden efdal bil;
şefkat et. Edebimizi muhâfaza edelim; her kusuru kendimizde bilelim.
66.
(484)- Nezâketli Olmak:
Fitne uyandırmamak için nezâketli olmak
da lâzım.
67.
(490)- Parası Şüpheli
Olanların Haccı:
Eskiden, parası şüpheli olanlar karz-ı
hasen (borç) alıp hacca öyle giderlermiş. Gelince de onu öderlermiş.
68.
(217)- Herkesin Bir Hudûdu
Var:
Herkesin bir hudûdu vardır. Ondan dışarı
çıkmamalı.
69.
(237)- Fukarâ:
İslâm’da fukarâya hakâret yoktur.
Onların kalpleri münkesirdir. Fakirin başına kakmak, ezâ etmek
yoktur. Bir şey vermeyecekse bile onu kavl-i leyyinle güzelce
savmalı. Hakîki fakire hakâret edilse azâb yağar.
70.
(238)- Zenginler:
İslâm’da ağniyâya da hased etmek yoktur.
Ağniyâya, Cenâb-ı Hakk’ın Ğaniyy (c.c.) ismine hürmeten saygı
göstermek güzeldir. Başka türlü değil. Bir zengine malı için ta’zîm
etmek, dinin üçte ikisini giderir.
71.
(294)- Azîz Olanlar:
İzzet Allah’ındır. İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama
münâfıklar bilmez!
72.
(295)- Kemâle Ermek İçin:
Güneş gibi tevâzû, toprak gibi tahammül,
nehir gibi sehâvet, dağ gibi sebât lâzım!
73.
(340)- Kusurları Söylemek:
Selef-i sâlihîn, birbirlerine hiç
çekinmeden kusurlarını söylerler ve bundan dolayı da gayet memnun
olurlardı.
74.
(540)-Nefsin Terbiyesi:
Nefsin terbiyesi, ifrât ve tefrîtten
âzâde, mertebe-i iffette olmaktır.
75.
(541)- Şeytanın Sataşması:
Şeytanın nefse tasallutu terakkî
içindir. İnsanın terakkîsi, mücâhedâtı nisbetindedir.
76.
(542)- İnsanın Kıymeti:
İnsanın mârifetullah kesbi yoksa, ihlâs
kazanmamışsa, ahlâk-ı hamîde kesbetmemişse, duası da yoksa, hiçbir
kıymeti yoktur.
77.
(772)- Tâûn, Vebâ ve
Musîbet Ateşleri:
Tâûn, vebâ gibi ateşli hastalıklar; belâ
ve musîbet ateşleri, müminin cehennemden nasîbidir.
78.
(754)- Has Müminlerin
Özellikleri?
a)- Yeryüzünde vakarla yürürler.
b)- Câhillerle karşılaşınca:
“Selâmetle size” derler.
c)- Mâlâ yânîye rast geldiklerinde
oyalanmazlar.
d)- İnfâk ettiklerinde, israf etmekten
ve bahillikten sakınırlar, vasat yolu seçerler.
e)- Geceleri, kâh kıyamda, kâh rukûda,
kâh sücûd halindedirler, yani teheccüd namazı kılarlar. Namazları
hudû ve huşû ile kılarlar.
79.
(298)- Müdârâ ve Müdâhene:
Müdâhene çirkin; fakat müdârâ güzeldir.
80.
(296)- Kişiyi Yüzüne
Övmemek:
Kişiyi yüzüne methetmek, kılıçla kesmek
gibidir. Meddâhlar, riyâkâr olur. Bunun için hadîs-i şerîfte:
“Meddâhların yüzüne toprak saçınız!” buyuruldu.
81.
(311)- Çok Çok Vaadde
Bulunmak:
Müslüman çok çok vaadde bulunmaz. Çünkü,
yerine getirememekten korkar.
82.
(334)- Kula Gereken:
Kula lâzım olan, edep tutmaktır.
Muvaffâkiyeti Hakk’a; kusuru ve hatayı kendine izâfe etmek lâzım.
83.
(343)- Mümin Basîretli
Olur:
Mümin basîretli olur; gözü açılmadık
köpek yavruları gibi olmaz.
84.
(348)- Kemâlât Sevdası:
Kendi kendimize ne zaman kemâlât
sevdasına yeltenirsek helâk oluruz.
85.
(566)- Beşâret ve Hasâret:
Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...
86.
(521)- Tevekkül ve Atâlet:
Tevekkül güzeldir, atâlet çirkindir.
İslâm tevekkülü emretti; atâletten nehyetti.
87.
(526)- Evliyâ Vasıfları:
Letâfet-i lisân, hüsn-i huluk, güler
yüzlülük, sehâvet-i nefs, her olur-olmaz şeye itiraz etmemek (kıllet-i
itiraz), mazereti kabul ve âmme-i mahlûkâta şefkat...evliyâ
vasıflarındandır.
88.
(534)- Hangi Sevgi İle
Yaşayalım?
Muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye ve
muhabbet-i ulemâ ile yaşayalım.
89.
(537)- Rabbimizden Ne
İsteyelim?
Rabbimizden, korunmamızı isteyeceğiz. “Yâ Rabbi, inâyetini kesip
de bizi bir lâhza bile nefsimize uydurma!” diyeceğiz.
90.
(538)- En Büyük Kerâmet:
Sehl İbn Abdillah hazretleri, en büyük
kerâmetin, insanın, nefsindeki kötü bir ahlâkı iyi bir ahlâka tebdîl
etmesi olduğunu söylüyor.
91.
(539)- Sebât:
Sebatta kerâmet vardır. Men sebete nebete denmiştir.
92.
(543)- Yaratılışın
Neticesi:
Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin
neticesi duadır.
93.
(546)- Edebin Artması:
Kurbiyet ziyâdeleştikçe, edeb de
ziyâdeleşir.
94.
(552)- Hayâ ve İman:
Hayâ, iman nisbetindedir. Hayâ yoksa
iman da yoktur. Bunun için enbiyâda ve evliyâda hayâ herkesten daha
ziyâde bulunur.
95.
(554)- İlâhî Tâlim:
İlâhî tâlimin dâru’l-fünûnu takvâdır.
96.
(556)- Huzura Nasıl
Girilir?
Gaflet cenâbetliğinden temizlenmedikçe
huzûra girilmez. Hefevâtından tevbe etmemiş bir kimse de hakâik-ı
esrâra muttalî olamaz.
97.
(562)- Fezâilin Kısımları:
Ahmed-i Fârûkî kâide koymuş; Fezâil-i
cüz’iyede ileri olmak, fezâil-i külliyede ileri olmayı îcâb
ettirmez.
98.
(567)- İnâyetin Kesilmesi:
Hakk’ın inâyetinin kuldan kesilmesine
hizlân denir. Bunun için Hak Teâlâ’dan inâyetin devamını
isteyeceğiz.
99.
(568)- Hak’dan Hakk’a
Firâr:
Hak’dan, Hakk’a firâr etmek; celâlinden
cemâline, azâbından affına, hizlânından inâyetine sığınmaktır.
100.
(569)- Hacda Şeytanın
Taşlanmasındaki Anlam:
Hacda şeytana atılan yedi taş; kalpte
yedi başlı ejderhaya işaret eden kibir, haset, riyâ, ucub, hubb-i
câh, hubb-i riyâset, dünya muhabbetini söküp atmak manasınadır.
101.
(570)- Bir Dua:
Yâ Rabbi! Kalbimizde fenalığa meyil
halketme!.. Âmin...
102.
(577)- Tecrübe Etmeden!
Rasûlullah (s.a.) Efendimizin emrettiği
şeylere karşı duygu ve iştiyakla itaat edeceğiz; tecrübe etmeye
kalkışmayacağız!
103.
(579)- Tedâvi ve Sebeplere
Yapışmak:
Tedâvi, tevekküle mâni değildir. Esbâbı
terzîl etmek, hiçe saymak doğru değildir. Yalnız, hakîkî müessir
görmemeli; şifâyı Hakk’dan bilmeliyiz.
104.
(583)- Hasta Ziyareti:
Hasta ziyaretinde âdâb: Hastanın baş
tarafında oturulur. Alnına el konulur. Hal-hatır sorulur. Kuvve-i
mâneviyye verilerek tesellî edilir. Yüzüne sık sık bakılmaz. Kalben
himmet edilir.
105.
(589)- İbtilâya Uğrayınca:
İbtilâya mâruz kalınca istircâ[8][8]
edeceğiz. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.
106.
(590)- Cenâb-ı Hakk’ın
Verdiği Sabır:
Geçmiş zamana ve geleceğe dağıtmazsak
Cenâb-ı Hakk’ın bu günkü halimize verdiği sabır kâfîdir.
107.
(591)- Kerâmet İzhârı:
Mezûn olmadan kerâmet izhârı güzel değildir.
108.
(531)- Nikâh ve Zinâ:
Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı haram
kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete,
millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn
değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.
109.
(594)- Kazanma ve
Kaybetmede Ölçü:
Kim ne kazanmışsa, edeple kazanmıştır.
Kim ne kaybetmişse, edebe riâyet etmemekle kaybetmiştir.
110.
(614)- İyilik Arayan Ne
Yapar?
İyiliği arayan evvelâ ona bir zemin
hazırlamalı.
111.
(622)- Allah (c.c.) İçin
Ziyaret:
Uhuvvet-i İslâm nâmına ziyaret yapılırsa
güzeldir. Ziyaret olunan zât, liyâkât dâvâsında olmamak lâzımdır;
yoksa tehlikelidir.
112.
(623)- Aldatma Türleri:
Aldatmak yalnız ticârî şekilde olmaz; mâneviyatta da aldatmak
vardır. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz: “Bizi aldatan, bizden
değildir” buyurdular. İnsân, mâhiyetini bildirmezse, hilekârdır,
hâindir.
113.
(624)- Konuşmak Daha
Tehlikeli:
Konuşmak, dinlemekten daha tehlikelidir.[9][9]
114.
(625)- Garazlı Söz
Etmemeli:
Söz garazlı ise, kesâfetli ve zulmânîdir.
Esas söz, kalptedir. Söz, kalpten bir kisve giyer; öyle çıkar. Söz
ihlâslı olursa nûrânî; garazlı olursa zulmânîdir.
115.
(631)- Yoksa Âhenk
Bozulur!
Herkesin bir hudûdu vardır; onu tecâvüz
etmemeli. Yoksa âhenk bozulur.
116.
(633)- Bir Tek Farkımız
Var:
Ehl-i dünya ile aramızda, dünyalık
açısından bir tek fark var: Onlar, dünyanın peşinden gidiyor; benim
ise peşimden geldi.
117.
(646)- Ağızdan Girene de
Çıkana da Dikkat Etmek:
Ağzımızdan girene dikkat ettiğimiz gibi,
çıkana da dikkat edeceğiz. Zira, insanı ağzından giren de öldürür,
çıkan da.
118.
(638)- Adâlet:
Her hak sahibinin hakkını vermek
adâlettir.
119.
(655)- Bir de Şerh-i Sadr
Nuru!
Cenâb-ı Hak has müminlere evvelâ imanı
nefislerine sevdirdi. Kalplerini imanla zînetlendirdi. Bir de lutf-i
kereminden şerh-i sadr nuru ihsân ediverirse ne âlâ!..
120.
(651)- Haram Sel Gibi
Akıyor!
Bu zamanda haram sel gibi akıyor. Helâl
ise, katre katre. Evvelâ helâl lokma lâzım.
121.
(653)- Takvâ Giysisi Daha
Kıymetlidir:
Zâhirî kire ehemmiyet verip de, bâtınî
kire ehemmiyet vermemek olmaz. Sadece dışı zînetlendirmek kâfî
gelmiyor. Bu elbise, cesedi zînetlendiriyor. Takvâ ise, kalbi
zînetlendiriyor. Takvâ libâsı daha kıymetlidir.
122.
(656)- Takvâsı Olan:
Takvâsı olan her mümin veliyyullahtır.
123.
(463)- Cennetin Sekiz
Kapısından Birden Girmek:
Mümin-i kâmil, kemâl-i letâfetten cennete sekiz ayrı kapıdan birden
girecek.
124.
(469)- Dinde Zorluk
Çıkaran:
Bir
kimse dinde bir güçlük çıkarırsa, en evvel o güçlüğe kendisi
giriftâr olur.
125.
(470)- Tecessüs Haramdır:
Bir kimse câmiye girdi mi, ona sâlih
nazarıyla bakılır. Dinimizde tecessüs haramdır.
126.
(479)- Allah (c.c.)
Derecesini Yüceltir:
Kim, Allah (c.c.) için tevâzu ederse,
Cenâb-ı Hak onun derecesini maddî ve mânevî yükseltir.
127.
(485)- Altmış Yaşından
Sonra:
Ölümü istemek güzeldir ama, Rasûlullah
(a.s.) Efendimize hürmeten altmış yaşından sonra yaşama iştihâsı
kalmamalı.
128.
(486)- Kâbe-i Muazzama’nın
Yanında:
Eğer bi-hakkın âdâba riâyet
edemeyecekse, Harem’de fazla durup lâubâlî olmamalı; vazifesini
bitirip çekilmelidir. Fakat âdâba riâyet edebilirse, istediği kadar
kalsın; Kâbe’ye nazar eylesin... Çünkü, Kâbe’ye nazar ibâdettir.
İmkân buldukça fazla fazla tavâf etmek daha güzeldir.
129.
(489)- İmanın Kaynağı:
İman, çok bilgiyle, çok mâlûmatla
değildir. Teslîmiyetle; Rasûlullah (s.a.) Efendimize muhabbetledir.
130.
(500)- Münâfıklardan
Sakınmak:
Münâfıklardan korkmamak lâzım; sakınmak
lâzım.
131.
(512)- Hz. Peygamber’e
Salavât Nasıl Olmalı?
Her mümin, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin
şemâilini bilmeli. Hayalinde bu şemâili canlandırarak salât ve
selâmını ona hitâben getirmelidir.
132.
(668)- Tedâvi Olmak:
Tedâvi, tevekküle mâni değildir. Cenâb-ı
Hak, ilaçlarda hasiyet halketti.
133.
(672)- Yumuşaklıkla ve
Isındıra Isındıra İrşâd Etmek:
Ben yapamam dedirtinceye kadar
güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati, irşâdı, ısındıra
ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire, rıfk ile, tekâmül-i
tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.
134.
(681)- Sanat ve Ticaret
Erbâbı:
Sanat ve ticaret üzerine nafakasını temin edenler, evvelâ
niyetlerini tashih etmeleri lâzım. İnsanlara menfaat verme kastıyla
yapacaklar. Zira, insanların hayırlısı insanlara menfaat
verendir. İnsanların şerlisi insanlara zararı dokunandır.
135.
(711)- Dinimizde Fakir ve
Zengin:
Dinimiz, zenginin, fukarânın, kölenin ve
kadının haklarına riâyet ediyor. Ne ağniyâya gınâsından dolayı; ne
de fukarâya fakrından dolayı hakâret olunmaz. Ağniyâya, Ğanîy
isminin tecellîsine mazhar oldukları için saygı; fukarâya da,
münkesiru’l-kulûb oldukları için ikrâm ve taltîf lâzımdır.
136.
(717)- Basîret Nûruna
Erişme:
İnsan takvâ nisbetinde; kalbinde fehim,
gözünde basîret nûruna erişir ve ilâhî tâlime mazhar olur.
Müminin dâru’l-funûnu takvâdır.
137.
(718)- Sahte Sevgilerden
Uzaklaşmak:
Kalbimizi; muhabbetullah, muhabbet-i
nebeviyye, enbiyâ, evliyâ ve sulehâ muhabbeti istilâ etsin; tâ
sahte muhabbetlere yer kalmasın.
138.
(720)- Kalbin
Takvâsındandır:
Mukaddesât-ı dînîyyeye, şeâir-i
İslâmiyye’ye ihtirâm, kalbin takvâsındandır.
139.
(730)- Kusursuz Kul Olmaz:
Kusursuz kul olmaz. Bir kusur işlersek
tevbe ve nedâmet edeceğiz. Sevap işlersek, şükredeceğiz.
140.
(735)- Müminin Âhiretteki
Nurları:
Bu âlemde müminin nuru gizlidir.
Âhirette ise müminin nurları tecessüm edecek; his derecesinde
görülecek. Sağında, solunda, önünde, arkasında koşacak.
141.
(743)- Ölüme Hazır Olmak:
Ölümü istemek güzel değildir; ölüme
hazır olmak güzeldir.
142.
(744)- Gözleri Arkada
Olarak Diriltilenler?
Gözleri arkada kaldığı için; âhirette
ehl-i dünyanın gözleri, kafalarının arkasında olduğu halde
haşrolacak.
143.
(774)- Yemede ve Giyimde
Orta Yol?
Ne fukarâyı gıpta ettirecek, haset
ettirecek kadar şatafatlı giyinmeli; ne de eski-püskü, çapaçul
giyinmeli. Bazen katıklı, bazen de katıksız yemek yemeli.
144.
(776)- Üç Esas:
Her şeyin aslı-esası şu üç şeydedir:
a)- Sünnet-i Rasûlillaha (s.a.) ittibâ
etmek.
b)- Helâlden yiyip-içmek.
c)- Amelleri ihlâs ile yapmak.
145.
(788)- Örümceğin
Tevekkülü:
Örümcek mütevekkil bir varlıktır. Ağını
kurar, başında bekler; sinek gelir ağa takılır. Örümcek de gider
avını alır. Mütevekkil bir mahluk olduğu için avını aramaya çıkmaz;
avı onun ayağına gelir.
146.
(809)- Kalbin İlâhî
Sırlara Mâkes Olabilmesi:
Kalbin temizlenmesi için önce Şeriat’ın
zâhirî ahkâmını bi-hakkın yerine getirmeli, ibâdetleri kusursuz ve
ihlâsla yapmalı, helâl ve harâmı gözetmeli. Sonra kalbin
temizlenmesi gelir. Bütün bunlardan sonra kalp, ilâhî sırlara mâkes
olabilir.
147.
(223)- Kemâl:
Kâmilin kemâli, Rasûlullah (s.a.)
Efendimize kesret-i ittibâ iledir; etbâın çokluğuyla değildir.
148.
(233)- Dünya Hissi-Âhiret
Hissi:
Hiss-i dünyâ, bu âlemdeki fânî, hasîs
şeylere erişmek için bir merdivendir. Hiss-i dînî ise ebedî âlemdeki
ulvî şeylere ulaşmak için bir merdivendir. Kim neyi isterse,
merdivenini oraya dayasın. Bu hisleri birbirine karıştırmasın...
149.
(239)- Rızk İçin Çalışmak:
Rızk maksûmdur. Onu helâlden izzetle
talep edeceğiz. Rızk bizim mi ayağımıza gelecek, yoksa biz mi onun
ayağına gideceğiz? Bilmiyoruz. Onun için ulemâmız çalışmayı, kâr-u
kesbi teşvik ettiler.
150.
(243)- Sadakalar Nereye
Gider?
Verilen sadaka, daha fakirin eline ulaşmadan Yedullâh’a ulaşıyor,
Yed-i Münfık’a teslim olunuyor. Cenâb-ı Hakk’ın Yed-i Şerîf’i,
Yed-i Ulyâ’dır. Kulun eli, yed-i süflâdır. Yed-i Ulyâ’dan
murâd, Yed-i Münfık’dır. Yed-i Münfık, Cenâb-ı Hakk’ın
Yedi’dir.
151.
(244)- Sadakanın İptâli:
Sadakayı verirken, sitem ederse, başa kakarsa, bunlar sadakayı iptâl
eder.[10][10]
Sadakayı verirken, fukarânın kalbi incinmeyecek. Selef-i sâlihîn,
fukarâyı taltîf ederlermiş. Onlara minnettarlıklarını arz
ederlermiş. Sadaka olarak verecekleri şeyi en iyisinden ayırırlar;
verecekleri sadaka para cinsinden ise, üzerine güzel kokular
sürerlermiş. Allah onlardan râzı olsun, sa’ylerini meşkûr eylesin...
Âmin.
152.
(247)- Minâre Şerefesi:
Bütün ehl-i ilmi minâre şerefesinde
görüyorum; müdahale edemem. Ben kuyu dibindeyim.
153.
(248)- Güzel Görmek:
Her şeyin güzel tarafını görmek, her
şeyi güzel mütâlaa etmek, güzel ahlâktandır.
154.
(249)- Hayattan Gaye Ne?
İnsanın hayattan ve yaşamaktan bir
gayesi olmalı. Gayesiz bir hayat makbul değildir.
155.
(250)- Dinde İstikâmet ve
Âfiyet:
Helâlı-harâmı, emri-nehyi,
meleği-şeytanı, nikâhı-sifâhı, hayrı-şerri, hakkı-bâtılı bilip,
öğrenip tefrîk ederek yaşamak dinde istikâmettir, âfiyettir.
156.
(255)- Muhabbet Mesleği:
Müminlerin mesleği muhabbettir. Muhabbet
bağı devam ettikçe korkmamalı. Dînimiz, muhabbete vesîle olan her
şeyi emretti, tavsiye etti. Selâmı yaymak, yemek yedirmek,
hediyeleşmek, gece namazı, gıyâben duâ...hep muhabbete vesîle olan
şeylerdir.
Muhabbeti zedeleyen her şeyi dînimiz
harâm etti, yasak etti.
157.
(267)- Elde Olan, Sadece
Bu Gündür:
Hep söyledim; “dünkü gün” elimizden
çıktı. Bir daha geri gelmez. Yarına çıkmağa da elde ferman yok! Elde
olan sadece bu gündür. Öyle ise, onun kıymetini bilmeye çalışalım.
158.
(277)- Nimetlerin
Sayılması:
Cenâbı Hakk’ın nimetlerini ta’dâd etmek,
meddahlığını yapmak da bir nevî şükürdür.
159.
(403)- En Büyük Nimet:
Nimet, şükür ister. Şükredildikçe, nimet
ziyâdeleşir. En büyük nimet, iman nimeti, İslâmiyet nimetidir.
160.
(408)- Hakkı Tavsiye:
Herkes, iktidarı dâhilinde hakkı tavsiye
edecek.
161.
(438)- Sabır Çeşitlidir:
Sabrın envâı vardır:
-
İbtilaya sabır: Hastalıklara,
musibetlere.
-
Mâsiyetten sabır: Günâhlardan.
-
Tâatte sabır: İbâdette sabır.
Günâhlardan uzak durmak, ibâdetlere
devam etmek, sabırla olur. Sabrın sevâbı, on, yüz, yedi yüz, hatta
bi-ğayri hisâb hadsiz ve nihâyetsizdir.
162.
(439)- Verilen Sadaka
Nereye Gider?
Verilen sadaka, daha fukarânın eline
ulaşmadan yedullaha; Hakk’ın yedine ulaşıyor.
163.
(674)- Kimlere Buğz
Edilmez?
Mümine, âlime, ulemâya buğz câiz
değildir.
İnnâ lillâh ve innâ
ileyhi râciûn
demektir.
Dînî sorumluluk açısından.
M. Feyzi Efendi'nin Sözlerinden Bir Demet
M. Feyzi Efendi'nin Küfür ve Nifakla İlgili
Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Güzel Ahlâkla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Çeşitli İlim Dallarıyla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Tıpla İlgili Diğer Görüş ve Tavsiyeleri
M. Feyzi Efendi'nin Kadın-Erkek ve Aile Hakkındaki Sözleri
|