Erkek küll’dür. Kadın
ise erkekten bir cüz’dür. Kadının erkeğe meyli, cüz’ün külle olan
meyli gibidir. Bunun için kadının erkeğe meyli, erkeğin kadına
meylinden daha fazladır. Fakat kadında hayâ olduğu için bu meyli
perdeler. Kadının meylinin çok olmasının bir hikmeti de, âile
saâdeti ve neslin devamıdır.
İlmin ref olması
demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek değildir.
Ulemânın inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak.
İlmin ref olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet
alâmetlerindendir.
Kadında fıtraten
kendini gösterme, beğendirme arzusu vardır. Kadın, zaîfedir;
takviyeye muhtaçtır. Bunun için kadına, süslenme mübahtır. Fakat,
evinde erkeğine karşı olmalıdır.
Erkeğin süslenmeğe
ihtiyacı yoktur. Erkeğin süsü; ciddiyeti, vakârı, sadeliği ve
şecaatıdır.
İslâm, âilesinden
başkasına şehvetle bakmayı haram kılmıştır. Kim olursa olsun,
insana öyle bir duygu geldiği zaman, hemen uzaklaşmalı, başını
aşağı eğmeli ve şu duayı okumalıdır: Allâhümme tahhir kulûbenâ
vağfir zunûbenâ ve hassın cevârihanâ ani’l-harâm.
Başka türlü bakabilir; ama şehvetle, âilesinden başkasına asla!
Kur’ân, gözlerini bağlayın dememiş; kirpiklerinizi indirin
buyurmuş.
Tasdîk nûruna mazhar
olan her mümin velâyet-i âmme hasebiyle veliyyulllahtır. Kâmil
velâyet ise, birçok şartlarla ancak tahakkuk eder. Hatta nikâh-ı
sahîhten gelmesi bile şarttır.
Dinimiz nikâhı helâl;
sifâhı haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil,
anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda
verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar,
hayâsız ve yalancı olurlar.
Helal-haram
tanınmaya tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye, tevbe ve
istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar
çoğalıyor.
Kur’an fârıktır;
hakkı-bâtılı, meleği-şeytanı, nikâhı-sifahı, helali-haramı tefrik
ederek yaşayalım.