|
FEYİZLERDEN DAMLALAR
MEHMED FEYZİ
EFENDİ'NİN SÖZLERİNDEN BİR DEMET |

1- EHL-İ SÜNNET MEZHEBİ :
Ne cebre kayalım, ne i’tizâle dalalım; Ehl-i
Sünnet’de kalalım.
2- DÂİMA MÜSBET OLMAK :
Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket
edelim.
3- SÖZ FAYDA VERMEYİNCE NE DEMELİ ?
Biz
bilemeyiz, bir şey diyemeyiz.
5-
MESLEĞİMİZ:
Bu fakir
askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik,
miskinlik imiş.
6- ZAMANIMIZ:
Zamanımız sükût zamanı; evlere devam zamanı.
7- GENÇLİK ve İHTİYARLIK:
Kemâl-i îmân kesbedip, a’mâl-i sâlihaya muvaffak
olmak şartıyla gençlik de güzel, ihtiyarlık da.
8- MESLEKÎ MEVSİMLER:
Bir zamanlar hubbî idik; sonra cübbî olduk. Şimdi de
sükûtiyiz. İlerde türâbî olacağız. Hubbîlik suûbetli, cübbîlik
sühûletli, sükûtîlik selâmetli.
9- DÜNYA’NIN YUVARLAKLIĞI:
Namaz içinde kıbleye teveccühün şart-ı dâim oluşu,
arzın kürevî oluşuna delâlet eder.
10- DUÂNIN KABUL OLMAMASI:
Habâset çoğalınca sâlihlerin duâsı da kabul olmaz.
11- ÇEKİŞMEK TEFRİKA NETİCE VERİR:
Münâzaa tefrikayı, tefrika ise kuvvetten düşmeyi
intâc eder.
12- RÜYÂ:
Rüyânın hakikati vardır; hayal değildir. Yalnız tâbir
ister. Keşif ise te’vîl ister.
13- MEFÂHİRLERİMİZ:
Mefâhir-i Dîniyye’yi, mefâhir-i
milliyyeyi ve vatanı muhafaza için ta’lîm- taallüm etmek, askerlik
yapmak da lâzım.
14- KALBE GELEN ŞEYLER:
Kalbe kötü bir şey hutûr ederse: Allâhümme tahhir
kalbî vağfir zenbî ve hassın cevârihî ani’l-harâm, deyip o
kötülüğün kökünü daha bi’l- kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır.
İşte bu, en güzel tevbedir.
15- KAZA ve KADER KARŞISINDA EDEP:
Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet
edince: hâzâ kazâuhû ve hâzâ hatâî ; bir hasene isâbet edince
de: hâzâ kazâuhû ve hâzâ atâuhû demeli, kendimizde bir hüner
görmemeli.
16- MÎZAÇ BOZUKLUĞU:
İnamamak mîzaç bozukluğundan, tasdîk ve yakîn ise
mîzaç dürüstlüğünden ileri gelir.Bunun için nifak erbâbı hakkında:
fî kulûbihim maraz
buyuruldu.
17- TAHÂRET-İ KÂMİLE:
Tahâret-i kâmileye ulaşamamış kimse Kur’an’ın
hakâikına muttalî olamaz.
18- GÜZEL AHLÂK:
Güzel ahlâk ancak, kendisinde şuab-ı îmâniyyeyi ikmâl
etmiş, kemâl-i îman sahibi bir mü’minde tasavvur olunabilir.
19- MESÂİL-İ DÎNİYYE:
Mesâil-i dîniyyenin usûlen olsun, furûan
olsun hepsinin derin hüccetleri, bürhânları ve parlak felsefeleri
vardır; basit gösterenler yanılıyorlar.
20- MA’RİFETULLAH:
Ma’rifetullâhın neticesi ubûdiyyettir. Ubûdiyyetin
neticesi ise duâdır. Bunun için Rasûlüllah (s.a.) Efendimiz:
ed-Duâü muhhu’l-ibâde
“Duâ ibâdetin iliğidir” buyurdular.
21- NÜBÜVVET-RİSÂLET-VELÂYET:
Nübüvvet, risâletin ibtidâsı; velâyetin müntehâsıdır.
22- MİŞKÂT-I NÜBÜVVET:
Mişkât-ı nübüvvetten uzaklaştıkça cehil ve zulmet
kapladı; hürmetsizlik başgösterdi.
23- KULAKTAN ÂLİM OLMAK:
Sohbet-i Nebeviyye berekâtıyla o ümmî
kavim kulaktan âlim oldular; Nûr-u Nübüvvet’le sıvarıldılar.
24- İŞTİYAK SÖZÜ:
Demler o demler; zaman o zaman idi!..
25- EN YÜKSEK MAKAM:
Ubûdiyyet, en yüksek makamdır.
Sahtekârlar, decâcile ve kezzâbûn, ubûdiyyet konusunda enbiyâya ve
evliyâya ulaşamazlar.
26- BU ÜMMET:
Bu ümmet, ümmet-i vasattır. İfrat ve tefritten ârîdir.
Bu ümmet, sâir ümmetler üzerine şâhid olacaktır Peygamberimiz de
bizim ümmetimize ve bütün enbiyâ üzerine şâhid tutulacaktır.
27- RİYÂ:
Riyâdan kurtulmak çok zordur Riyâdan
ancak her şeyde rızây-ı ilâhîyi gözeterek kurtulunur.
28- EVLİYÂ:
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.) evliyâyı tarif ederken
“Onları göresiye kalpte zikrullah hâsıl olur” buyurmuştur.
29- ŞEYTANLAR:
Cinnî şeytan kalbe iğvâ eder, vesvese verir; insanı
icbâr etmez. İnsî şeytanlar cinnî şeytanlardan daha tehlikelidirler.
İnsana günah işletmek için dostluk kurar, “Ne olacakmış?” der,
elinden yeder, günah işletir. Sonra da karşısına geçer, güler. İnsî
şeytanlara karşı takvâ yoluyla korunmak lâzımdır.
30- İRŞÂD:
Kur’an’ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye’nin
irşâdından, ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.
31-KUR’AN’I ANLAMAK:
Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve
Hadis’den mânâ çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın
kâide-i mukarreresi altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel
etmeliyiz.
32- GÜNAHLARDAN TEVBE:
Her gün lâ-akall yüz defa tevbe etmeli. Günahların
hepsine birden tevbe edilir. Şuna tevbe ettim, şu günaha tevbe
etmedim, demek zırvadır. Böyle bir şey yoktur.
33-HOŞGÖRÜ:
Her olur olmaz şeyden mesele çıkarmamalı. Pişkinlik
göstermek lâzım; müdârâ etmek lâzım. Bu da şerri def için olur.
34- MÜDÂRÂ ve MÜDÂHENE:
İslâm’da müdârâ emredilmiş, müdâheneden
nehyedilmiştir. Müdârâ güzel, müdâhene çirkindir.
35-BİD’ATLARIN DURUMU:
Her bid’at seyyie değildir, çirkin değildir. Bazı
bid’atlar hasenedir. Minârelerin inşâsı ve yükseltilmesi, câmi ve
Kur’an’ın tezyîn edilmesi gibi.
36-ÇİRKİN BİD’AT:
En çirkin bid’at, bir sünnetin terkine ve iptâline
sebep olandır.
37-GÜZEL NİYET:
İnsan, niyeti sebebiyle, yapamadığı bir şeyden bile
sevap kazanır. Rasûlullah Efendimiz (s.a.):
Niyyetü’l-mü’mini hayrun min amelihî,“Mü’minin
niyeti amelinden hayırlıdır” buyuruyor.
38- BÜYÜK GÜNAHLARDAN KAÇINMAK:
İnsan kebâirden kaçarsa farz işlemiş
gibi defter-i a’mâline sevap yazılır.
39- CENNETİN AŞKI!..
Cennet müttakîlere âşık; müttakîler cennete âşık!...
40-MA’RİFET-İ ÎMÂNİYYE:
Ma’rifet-i îmâniyye öyle bir çekirdektir
ki, en sonunda rü’yet-i cemâl gibi kutsî bir meyve semere veriyor.
41-TEKRARIN GÜZELLİĞİ:
Aynı mevzuları tekrar tekrar
söylüyorum ama tekrara da ihtiyaç var.
42-ŞİÎLERE ZIT OLMAK:
Şia’nın çok olduğu yerlerde açıktan mest giymek, mest
üzerine mesh vermek daha faziletlidir.
43-YETMİŞ PEYGAMBER KABRİ:
Rükn-ü Yemânî ile Hacer-i Esved arasında yetmiş
peygamber medfundur. Onun için bu mevkiye gelince izdiham hâsıl
olur.
44-GÖZE KUVVET VEREN ŞEYLER:
a)- Kur’an’a bakarak okumak. b)- Berrak suya bakmak
c)- Yeşile bakmak d)- İsmid kullanmak (göze sürme olarak çekmek).
45-DERECÂT- DEREKÂT:
Cennette derecât; cehennemde derekât
vardır.
46-AHD-İ MÎSÂK:
Âdem (a.s.)’ın sulbünden ihrâc edilen cüz’ü lâ
yetecezzâ halindeki zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her
bir rûh kendi zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara
“Elestü bi- Rabbiküm”
diye hitapta bulundu. Bütün ruhlar “Kaalû belâ” (Evet
Sen bizim Rabbimizsin) cevabını verdiler. Münâfık ve kâfirler dahi
“Belâ” demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.
Elest bezmindeki o zerrecikler sonradan
vakti gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî ediliyor.
47- HAREKET ve SÜKÛN:
Namaz hareket; oruç sükûndur. Hareket isteyen namaz
kılmalı.
48- CİNLERİN BAZI ÖZELLİKLERİ:
Cinnîler gazaplıdırlar, kibirlidirler. Çocuk gibi
haylazdırlar. Eğlenmekten hoşlanırlar. Ne dedikleri pek anlaşılmaz.
49- ÂLEMLER:
Cisim âlemi Arş’da tamam olur. Arş’a felek-i atlas
diyorlar. Arş’ın fevki âlem-i emirdir. Orada îcâd, maddeden müddet
zarfında değildir. Arş’ın altı cisim âlemidir. Arş, bütün avâlimi
ihâta etmiştir.
50- RÛHUN ÂLEMİ:
Ruh, âlem-i emirdendir. Ruh, vücuttan kısmen
tedbîrini keserse uyku hâsıl olur. Tamamen tedbîrini keserse ölüm
vâki’ olur.
51- MELEKÛT:
Yediğimiz içtiğimiz şeylerin ruhu, ruhumuza gıda
oluyor; vitamini, bedenimize gıda oluyor. Melekûtu da ruhumuzu
takviye ediyor.
52- İKİ YÖN:
Her şeyde; ister zerre olsun, ister küre olsun iki
veche vardır: Biri mülk âlemine, diğeri melekût âlemine bakar.
Melekûtsuz hiçbir şey yoktur.
53- KIYÂMETİN OLUŞUMU:
Kıyâmetin kopması, Rabbimizin
“Kayyûm” isminden mededin
kesilivermesi ile vukû’ bulacaktır.
54- İZDİVAÇ KANUNU:
Kânûn-u izdivâç her şeyde cârîdir.
Kânûn-u izdivâca tekâmül de dahildir.
55- LETÂİF-İ İNSÂNİYYE:
“Kalbin hakîkati, ruhun hakîkati, sırrın hakîkati,
hafînin hakîkati, ahfânın hakîkati”. Bütün bu beş latîfe, âlem-i
emirdendir.
56- EHL-İ SÜNNET ULEMÂSI:
Ehl-i Sünnet, leben-i hâlis gibidir. Ehl-i
Sünnet ulemâsı, ifrâta ve tefrîte dalmadılar. Îtikadda bâtıl mezhep
olanlar, duhûl-ü evvelîn ile cennete giremezler. Onlara şefaat de
yoktur.
57- HAREKET:
Güneşin hareketinden harâret;
harâretinden de câzibe hâsıl oluyor. Güneş, câzibesi ile yıldızları
tutuyor. Kamer, Cenâb-ı Hakk’ın “Mübîn” isminin mazharıdır.
28 menzili bir ayda dolaşıyor.
58- HACININ ÇALIŞMASI:
“Hacı, terazi tutmaz” diye bir şey yoktur. Adaletle,
hakkıyla terazi tutabilir.
59- ÖLÜ KALPLER:
Kalpler Kur’an’la hayat bulduğu için,
Kur’an’ın bir ismi de “Rûh”’dur. Kur’an’ın hakâikını fehmeden kalp,
hayattardır. Kur’an’ın hakâikını fehimden gafil kalpler, ölüdür.
60- NEFSİN TERBİYESİ:
Nefsin terbiyesi, Kur’an’ın emrine uymakla; nehyinden
kaçınmakladır.
61-SEYR-İ İLİM:
Seyr-i ilim Kur’an’la başlar; yine
Kur’an’la nihayet bulur. Kur’an’ın meânî-i adîdesi vardır. Hakâikı,
bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları gibidir.
62- ALLAH KORKUSUNUN MENBAI:
İlim, ma’rifet ziyadeleştikçe
haşyetullah da ziyadeleşecek.
63- ÇÜRÜMEYEN CESED:
İhsan nuruna, îkân nuruna, şerh-i sadır nuruna mazhar
olan ve bütün hücrelerine bu nurlar sereyân eden bir mü’min, kemâl-i
îmâna mazhar olmuştur; kabirde bile çürümez.
64- KALBİN BERZAHİYYETİ:
Kalp, ruhla ceset arasında bir berzahtır. Âlem-i
mânaya açık olan kapısından nur ve feyiz nâzil olur. Yapılan her
ibadetin nuru da kişinin bedeninden doğru kalbine yükselir. Bu
durumda, nur üzerine nur inzimâmı ile “Nûrun alâ nûr” sırrına nâil
olur.
65- KUR’AN ZİYAFETİ:
Kur’an, insanın bütün latîfelerine; ruhuna, kalbine
ve istîdatlarına ziyafet veriyor.
66- FAZİLET GÜNEŞİ:
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.) Şems-i Fazilet’dir.
Şefaat isteyince hemen yetişir.
67- KABİR HAYATI:
Kabir de bir hayattır. Rızık ise idâme-i hayat
içindir. Kabirde de, oranın şartlarına göre rızıklanma vardır.
68- MÜEZZİNLER ve ÂLİMLER:
Müezzinler ümenây-ı ümmettirler. Âlimler ise ümenây-ı
rusüldürler.
69- ESRÂR-I ŞERÎAT:
Esrâr-ı Şerîat inkişaf etmedikçe vâris-i Nebî
olunmaz. Esrâr-ı Şerîat’a, müctehitler alâ tarîk’il- istinbat;
evliyâ da alâ tarîk’il-keşf ulaşırlar.
70- MÜFESSİRLERDEN BEYZÂVÎ’YE TA’RÎZ:
“Ehl-i Sünnetim” dediği halde mühim bir müfessir,
lillezîne ahsenû’l-husnâ
ve ziyâde âyetindeki “ziyâde” kelimesini ilk tevcih
olarak: vemâ yezîdühüm ale’l-mesûbeti tefaddulen diye tefsir
ediyor!...
71- BENİM MEZHEBİMDE:
Âyette: Lâ tüdrikühû’l-ebsâr
buyurulmuş. Benim mezhebimde ise şöyledir:
ve fî mezhebî: Lâ tüdrikühû’l-ebsâr
ve sâiru kuvâ’l-insân hakîkate künhi zâtihî ve sıfâtihî ve esmâihî
teâlâ.
72- GÜNÜ GELİNCE HAKİKATLARIN ZUHÛRU:
Hakikatler mahcûb değil, muhtecibtir.
Zamanı gelince o hakikat, üzerindeki peçeyi atıverir.
73- KÂBE’NİN HAKİKATİ:
Kâbe’nin hakikati bütün hakâikın fevkindedir.
Hakîkat-ı Kâbe dünyadan değildir.
74- HAREMEYN-İ ŞERÎFEYN:
Medîne, “Harem-i Rasûl”, Kâbe de “Haremullah”’dır.
75- RASÛLULLAH’A MUHABBET:
Kemâl-i îman, Rasûlullah (s.a.)’a
muhabbetle hasıl olur. Muhabbetullahın alâmeti de Rasûl-ü Ekrem’e
itaattir.
76- NAMAZ KILAN ve TAVÂF EDEN:
Musallînin, namazda Beyt’in Rabbi’ne teveccüh
ettiğini; tavâf edenin de gerçekte Cenâb-ı Hakk’ı tavâf ettiğini
müdrik olmalıdır.
77- TECELLÎNİN ARTMASI:
Tevazu arttıkça, tecellî de artar.
M. Feyzi Efendi'nin Sözlerinden Bir Demet
M. Feyzi Efendi'nin Küfür ve Nifakla İlgili
Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Güzel Ahlâkla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Çeşitli İlim Dallarıyla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Tıpla İlgili Diğer Görüş ve Tavsiyeleri
M. Feyzi Efendi'nin Kadın-Erkek ve Aile Hakkındaki Sözleri
|