|
FEYİZLERDEN DAMLALAR
MEHMED FEYZİ
EFENDİ'NİN ÇEŞİTLİ İLİM DALLARIYLE İLGİLİ SÖZLERİ |

-
"İlmin
de kendine mahsus bir zevki vardır. İmâm-ı A'zâm
Efendimiz: "Eğer sultanlar, bizim içinde bulunduğumuz, ilimden
aldığımız zevki bir bilseler; üzerimize ordular gönderirler de
elimizden alırlardı" diyor. Ama ne çâre!.. Anlayamadıkları için
zevki başka yollarda arıyorlar!"
1.
(9)-
Dünya’nın Yuvarlaklığı:
Namaz içinde
kıbleye teveccühün şart-ı dâim oluşu, arzın kürevî oluşuna delâlet
eder.
2.
(19)-
Mesâil-i Dîniyye:
Mesâil-i dîniyyenin
usûlen olsun, furûan olsun hepsinin derin hüccetleri, bürhânları ve
parlak felsefeleri vardır; basit gösterenler yanılıyorlar.
3.
(23)-
Kulaktan Âlim Olmak:
Sohbet-i Nebeviyye
berekâtıyla o ümmî kavim kulaktan âlim oldular; Nûr-u Nübüvvet’le
sıvarıldılar.
4.
(30)-
İrşâd:
Kur’an’ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye’nin
irşâdından, ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.
5.
(639)-
Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi:
Çoban hikâyesi fetret devrine aittir. Fetret devri
olmayınca, cehil özür olmaz; öğrenmek lâzımdır. Fetret devrinde
dahi, dünya ricâlullahtan boş değildir.
6.
(31)-Kur’an’ı
Anlamak:
Kendi bildiğimize Kur’an’dan ve Hadis’ten mânâ
çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın kâide-i
mukarreresi altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.
7.
(41)-Tekrarın Güzelliği:
Aynı mevzuları
tekrar tekrar söylüyorum ama tekrara da ihtiyaç var.
8.
(49)-
Âlemler:
Cisim âlemi Arş’da
tamam olur. Arş’a felek-i atlas diyorlar. Arş’ın fevki âlem-i
emirdir. Orada icat, maddeden müddet zarfında değildir. Arş’ın altı
cisim âlemidir. Arş, bütün avâlimi ihâta etmiştir.
9.
(57)-
Hareket:
Güneşin hareketinden
harâret; harâretinden de câzibe hâsıl oluyor. Güneş, câzibesi ile
yıldızları tutuyor. Kamer, Cenâb-ı Hakk’ın “Mübîn” isminin
mazharıdır. 28 menzili bir ayda dolaşıyor.
10.
(61)-
Seyr-i İlim:
Seyr-i ilim
Kur’an’la başlar; yine Kur’an’la nihayet bulur. Kur’an’ın meânî-i
adîdesi vardır. Hakâikı, bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları
gibidir.
11.
(818)-
Efdaliyyet Dereceleri?
Sohbetin bereketi
çok fazladır. Bu sohbet bereketiyle ashâb-ı kirâm, ümmetin en
fazîletlisi oldular. Enbiyâdan sonra nâsın efdali, başta Ebû
Bekir (r.a.) Efendimiz olmak üzere, hulefâ-i râşidîn ve
alâ merâtibihim diğer ashâb-ı kirâmdır. Ondan sonra, kibâr-ı
tâbiîn ve müçtehitlerdir. Daha sonra, evliyây-ı izâm
hazerâtı gelir.
12.
(844)-
İlim Korur:
İlim insanı bütün
kötü şeylerden korur. Allah’ı bilen, O’ndan en çok korkandır.
Allah’ı bilmeyen ise, O’ndan ne korkacak?!..
13.
(845)-
Talebe Olarak Ölmek:
İnsan, talebe olarak
hayatını devam ettirir ve öyle kabre girerse, Allah kıyâmete kadar
onun ilmini tamamlar.
14.
(846)-
İlmin Kendine Has Zevki:
İlmin de kendine
mahsus bir zevki vardır. İmâm-ı A’zâm Efendimiz: “Eğer
sultanlar, bizim içinde bulunduğumuz, ilimden aldığımız zevki bir
bilseler; üzerimize ordular gönderirler de elimizden alırlardı”
diyor. Ama ne çâre!.. Anlayamadıkları için zevki başka yollarda
arıyorlar!
15.
(847)-
İlmin İzzetini Muhâfaza:
İlmin izzetini
muhâfaza için vakar; neşr-i ilim için hilim ve
sabır lâzımdır. Aynı zamanda, sözünün tutulması için de ilmi
ile âmil olmalıdır.
16.
(848)-
Talebenin Fâsık Olması:
Talebeliğinde fıska
meyyâl olan kimse, ya genç yaşta ölür veya kıyıda-köşede kalır;
hiçbir sözü îtibâra alınmaz!
17.
(859)-
Eski Felsefeciler:
Eskiden felsefeciler
semânın hark ve iltiyâmını kabul etmezlerdi; semâvâtın kıdemine
kâildiler. Bunun için Mi’râc meselesinde inkâra gitmişlerdir.
Şimdi mâdem atom keşfolundu, bizim âkîdemizi bi’l-mecbûriye kabûl
etmeleri, tasdîk etmeleri lâzımdır. Kabul etmiyorlar, yine
diretiyorlar! Sonra da kaba-saba yoğun adamlar, tonlarca yüklerle
küre-i kamere gittiklerini iddia ediyorlar! Rasûl-i Ekrem (s.a.)
Efendimizin ruhunun çıktığı makama engel olmayacak derecede letâfet
ve nûrâniyet kesbetmiş vücûd-i şerîflerinin Mi’râcını niye
inkâr ediyorlar?!..
18.
(860)-
Uzaya Gidenlere Tavsiye:
Onlar çalışsınlar
da, melekûtu görecek bir gözle çıksınlar! O zaman, Beytü’l-İzzet’deki
kütüphaneyi ziyaret etsinler! Oradaki Kur’ân’ın bir sahîfesinin
fotoğrafını alsınlar! İşte o vakit müslümanlar onları nasıl
alkışlayacaklar bakalım!..
19.
(867)-
Sadece Bilgiye Güvenmemek:
İbn Sinâ
felç oldu; ilmine güvenerek kendini tedâviye ne kadar uğraştı ise
muvaffak olamadı, ilmi fayda vermedi. Kasîde-i Bürde
sahibi İmam-ı Bûsirî Hazretleri de felç oldu. Fakat o
Peygamberimizden şefaat istedi. Rüyasında Peygamberimiz onu
meshetti; bir anda felç illetinden kurtuldu, eskisinden daha sağlam
oldu!
20.
(870)-
Bazı Din Adamları:
Bazı din adamları
bid’atlarla uğraşıyorum diye, dinin furûâtının incelikleriyle o
kadar meşgul oluyor ki, beri tarafta adam namaz kılmıyor, içki
içiyor, kumar oynuyor!.. Hâsılı en kuvvetli farzları terkedip, en
şiddetli haramları işliyor da görülmüyor! Nerde dal-budak
mesâbesinde meseleler varsa onlarla uğraşılıyor!
21.
(886)-
En Güzel Meslek?
En güzel meslek
talebeliktir. Talebelik, ölünceye kadar devam etmelidir.
22.
(887)-
Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur:
Sefehât
ve günâhlardan son derece kaçınmalıdır ki feyiz
gelsin. Feyiz olmayınca ilminin başkalarına tesiri olmaz.
23.
(888)-
Kabirde Talebeliği Devam Eder!
Tâlib-i ilim
olarak ölen kimsenin talebeliği, aynen kabirde de devam eder.
Derslerinden geri kalan, tekmil olunmayan kısımları muallim
melekler vâsıtasıyla tamamlar. İlim
tâlibinin, berzah hayatında da tekâmülü devam eder.
24.
(68)-
Müezzinler ve Âlimler:
Müezzinler ümenây-ı ümmettirler. Âlimler ise ümenây-ı
rusüldürler.
25.
(69)-
Esrâr-ı Şerîat:
Esrâr-ı Şerîat inkişaf etmedikçe vâris-i Nebî
olunmaz. Esrâr-ı Şerîat’a, müctehitler alâ tarîk’il- istinbat;
evliyâ da alâ tarîk’il-keşf ulaşırlar.
26.
(70)-
Müfessirlerden Beyzâvî’ye Ta’rîz:
“Ehl-i Sünnetim” dediği halde mühim bir
müfessir, lillezîne ahsenû’l-husnâ ve ziyâde âyetindeki[1][1]
“ziyâde” kelimesini ilk tevcih olarak: vemâ yezîdühüm ale’l-mesûbeti
tefaddulen diye tefsir ediyor!...[2][2]
27.
(72)-
Günü Gelince Hakikatların Zuhûru:
Hakikatler mahcûb değil, muhtecibtir. Zamanı gelince
o hakikat, üzerindeki peçeyi atıverir.
28.
(83)-
Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası:
İlme, ulemâya hürmet edilmeye edilmeye bu hale
geldik. İlimden, ulemâdan uzak kalanlara Allah Teâlâ şu belaları
musallat eder: a)- Başlarına bir zâlimi musallat eder b)-
Adı bilinmedik hastalıklar verir c)- İşlerinde kesat (
bereketsizlik ) olur d)- En kötüsü ve en dehşetlisi de, şek
üzere ölürler.
29.
(95)-
Ehl-i İlim ve İrşâdı Birbirinden Sormamak:
Bütün ehl-i ilme ve
ehl-i irşâda ihtiram ediniz,sevgi gösteriniz. Fakat, birini
diğerinden sormayınız. Çünkü, umduğunuz cevabı alamazsınız.
30.
(97)-
Zamanımızda:
Zamanımızda, “câze-yecûzü”’yü bilen, allâmeliğe;
azıcık kalbi harekete gelen de irşâda kalkıyor!
31.
(98)-
Farzdan Evvelki Farz:
Farzdan evvel farz: İlim; farz içinde farz: İhlastır.
32.
(102)-
Hidâyet Lambaları:
Ulemâ hidâyet misbahlarıdır.
33.
(103)-
Âlimleri Gıybet:
Ulemâyı zem ve gıybet edip de felâh bulan yoktur.
34.
(104)-
Selefin Âdeti:
Selef-i sâlihîn, çocuklarını ilme-ulemâya teslim
etmezden evvel, geçimini temin edecek terzilik, saatçılık ve
hattatlık gibi bir sanat öğretirlermiş. Tâ ki, ilmi dünyaya âlet
etmesinler.
35.
(106)-
Osmanlı Türklerinin İlme ve Ulemâya Hürmeti:
Âl-i Osman, değil ilme-ulemâya, kisve-i ilmiyyeye
dahi ta’zîm etmiştir. Bu hürmet ve ta’zîm, ne Abbâsîler’de ne de
Emevîler’de vardır.
36.
(107)-
Lüzûm ve İltizâm:
Lüzûm başka, iltizâm başka… Ulemâmız: “Lâzımı mezheb,
mezheb değildir” demişlerdir.
37.
(108)-
Ulemâmızda İnsan Sevgisi:
Esas insan sevgisi ulemâmızdadır. Onlar daima, ümmeti
kurtarıcı tarafı iltizâm etmişlerdir.
38.
(121)-
Cumhûra Muhâlefet:
Cumhûra muhâlefet
kuvve-i hatadan ileri gelir.
39.
(143)-
İlme Nazar:
İlme nazar, nâfile ibâdetten efdaldir. Çünkü, ilmin
menâfii teaddî eder. İbâdetin menâfii ise kendine râcîdir.
40.
(144)-
Bu Yara ve Belâların Sebebi:
Bu yaralar hep ilmi ve ulemâyı terzîlden kaynaklandı.
41.
(146)-
İlm-i Nâfi’:
Herhangi bir ilim, takvâya mukârin ise ilm-i nâfîdir.
Yoksa, ilm-i gayri nâfîdir.
42.
(147)-
Mikroplar:
Mikroplar umûmî yerlerde kümelenir. Câmilere mikrop
girse de, zikrullah nûru ile istihâle olur.
43.
(171)-
Bu Din:
Bu dîn-i mübîn-i
İslâm, sağlam ve temiz ellerden gelmiştir bizlere. Alâ merâtibihim
hepsine ihtirâm etmeli.
44.
(181)-
Sofiyyenin İlmi:
Sofiyyenin ilmi, hâldir; kâl’den ibâret değildir.
45.
(182)-
İlmin Evveli Ve Sonu:
İlmin evveli acıdır; sonu ise çok tatlıdır.
46.
(191)-
İbn Sînâ:
İbn Sînâ, çok
mâlûmât sahibiydi; ayaklı kütüphane gibiydi. Fakat mârifetullâhta
Yûnûs Emre’ye yetişemedi.
47.
(192)-
Kastamonu’da 1943 Zelzelesi:
1943’deki zelzelede bu hapishânede idim.[3][3]
O zamanlar hapishânede gece saat 12’den sonra ışıklar sönüyordu.
Zelzele sırasında koğuşta yeşil bir nûr zuhûr etti. O karanlıkta
birbirimizi gördük. Zelzelenin sebebini sonradan öğrendim: 580 cilt
kitabımı[4][4]
evden kum arabalarıyla karakola almışlar. Karakolda da rasgele
yığmışlar. Paspas yaparlarken kitaplara kirli ve paslı suları
sıçratarak hürmetsizlik yaptılar. Onları bu halde görünce yüreğim
parçalandı. Anladım ki, gazab-ı İlâhî ve anâsır hiddete gelmiş.
Allah Teâlâ bu
milleti gazabıyla helâk etmesin. Âmin...
48.
(193)-
Âdem (a.s.)’a Bildirilen İlimler:
Bütün lisanlar, fenler ve ilimler Âdem (a.s.)’a
bildirildi. Âdem (a.s.)’ın terakkîsi ilimle, ta’lîm-i esmâ ile oldu.
Enbiyânın mizâc-ı şerîfleri üstün olduğu için, terakkîleri de
def’aten olurdu.
49.
(196)-
İlim Gıdadır:
Aklın, kalbin,
rûhun, sırrın hafînin, ahfânın gıdası ilimdir.
50.
(301)-
Faydasız İlim:
İlim haşyet ister.
Haşyete mukârin olmayan bir ilim, ilm-i gayri nâfidir. Faydasız
ilimden Rasûlullah (s.a.) Efendimiz Allah’a (c.c.) sığınmıştır.
51.
(316)-
Kanâatın Güzel Olmadığı Yer:
Rızk-ı sûrîde
iktisad, kanâat güzeldir. Rızk-ı mânevîde ise güzel değildir.
52.
(302)-
İlmin Taalluku:
İlim sıfata taalluk
eder; zâta değil.
53.
(322)-
Usûlü’d-Dîn Âlimlerinin Tefriki:
Ulemâ-i usûli’d-dîn,
lüzumla-iltizâmı; mezheble-lâzım-ı mezhebi tefrik ettiler.
54.
(327)-
Ekâbirin Eserleri:
Ekâbir, eserlerini
Fahr-i Âlem’e tasdik ettirir.
55.
(331)-
Müsellemât ve Fer’iyyât:
Dinin yüzde doksanı
müsellemâttır. Yüzde on mesele fer’iyyâtır. İctihâdât-ı ulemâ bu
yüzde on meselede cârîdir.
56.
(332)-
Âlimlere Karşı Edeb:
Ulemâyı rencide
etmek, terzil etmek câiz olmaz. Bazı hataları varsa, munsıf hareket
etmek lâzım. Tamamıyla tahtıe etmek[5][5]
câiz değildir.
57.
(351)-
Merak:
Merak, ilmin hâcesidir.[6][6]
58.
(365)-
Tufeylî Bilgilerin Anlatılması:
Ulemânın, halka
tufeylî mâlûmât sunmaları, anlatmaları, alâmet-i âhir zamandandır.
59.
(344)-
Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur!
Maddiyatta şiddet
peydâ etmiş, gabî ve kaba kimselere, mâneviyyâtın inceliklerinden
bahsetmek, mâneviyyâta hürmetsizlik olur.
60.
(524)-
Devlet Hazinesinde Âlimlerin Hakları Vardır:
Ulemânın, ganâimden,
beytü’l-malden hisseleri vardır. Burada verilmez ise âhirette
alacaklar.
61.
(527)-
Âlimlerin Türleri:
Ulemâ-i makbûlîn üç nevîdir:
a)-
Âlim-i billah b)- Âlim-i bi-emrillah c)- Hem âlim-i
billah, hem âlim-i bi-emrillah. Hepsi de verese-i enbiyâdır.
62.
(560)-
Kur’ân’ın Her Harfi:
Her harf-i Kur’ân’da,
Kur’ân yazılıdır. Her harf-i Kur’ân’ı hayattar bilmeyen, âlim
değildir. Müçtehitlere bu sır zâhir oldu. Onun için müçtehitlik en
büyük makamdır.
63.
(561)-
Fütühât’ın Hatmi:
İmâm-ı Şa’rânî: “Fütühât-ı Mekkiyye’yi günde
iki buçuk defa hatmederdim” diyor.
64.
(554)-
İlâhî Tâlim:
İlâhî tâlimin dâru’l-fünûnu
takvâdır.
65.
(555)-
Faydasız İlim:
Takvâya mukârin
olmayan ilim, ilm-i gayr-i nâfidir.
66.
(571)-
Râsih Âlimlerin Duâsı:
Ulemâ-i râsihûnun duâsı: Rabbenâ lâ tuziğ gulûbenâ
ba’de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh inneke ente’l-Vehhâb.[7][7]
67.
(586)-
Ulemâya Kıymet Vermek:
Biz ulemâmıza,
ilminden-fazlından dolayı kıymet veririz, ihtirâm ederiz.
68.
(549)-
İrşâd Nasıl Olmalıdır?
İrşâd, insan
hilkatine, fıtratına uygun ve tedrîcî olmalıdır.
69.
(595)-
Şer’î Istılahların Farklı Oluşlarındaki Hikmet:
Farz, vâcip, sünnet,
haram, mekrûh gibi şer’î ıstılahlar, Cibrîl (a.s.)’ın vahyi aldığı
makamlardan dolayı değişiyor.
70.
(605)-
Ruh Hakkında Bilgi:
Rasûlullah Efendimize ruhun mâhiyeti bildirildi.
Bunun için kendisi ruhu bilirdi. Ama ifşâ etmediler. Bilmek, hemen
ifşâyı gerektirmez.
71.
(610)-
Tesâdüf Yoktur:
Rast geldi, tesâdüf
etti denmez; tevâfuk etti denir. Tesâdüf diye bir şey yoktur. Her
şey Allah Teâlâ’nın ilm-i irâdesiyledir.
72.
(618)-Derviş Olsaydım:
Eğer derviş
olsaydım, dîvâneliği kabul edecektim. Ama talebe olduğumdan ve
izzet-i ilmiyyeye zarar vereceğinden, kabul etmedim.
73.
(616)-
Tokat Yemek:
Tokat yemeden
terbiye görülmez.
74.
(621)-
Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim:
Benim yüzümden ne
dünyada, ne de âhirette kimseye zarar gelmesini istemem. Şahsım
nâmına neler yaptılarsa hepsini helâl ettim. Ama ilme ve ulemâya ait
haklara karışamam.
75.
(661)-
Geri Kalmışlığımızın Nedeni:
Maddî sahada geri
kalmışlığımız, âyât-ı tekvîniyyeyi ihtiva eden kitâb-ı kebîr-i
kâinâtı iyi okuyamadığımız; îcâd kanunlarına göre uygun şartlar
altında çalışamadığımız içindir.
76.
(657)-
Mârifetin Ölçüsü:
Mârifet takvâ
ölçüsündedir. Müminin dâru’l-fünûnu takvâdır.
77.
(442)-
Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?
Enbiyâdan sonra
derece ulemânındır. Ulemâ için mahşerde minberler kurulacak;
enbiyâdan sonra kendilerine şefâat hakkı verilecek.
78.
(451)-
Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat:
Hiçbir ümmet,
peygamberlerinin kelamlarını, ümmet-i Muhammediyye gibi senedâtıyla,
an-aneleriyle muhâfaza edememiştir. Ümmetten murâd, ulemâdır; itibar
bu kısmadır. Diğerleri tufeylîdir.
79.
(452)-
İhânet Eden Âlimler:
Ulemâ -dünyaya
meyletmedikçe, mansıp-makam peşinde koşmadıkça, ümerâ kapılarına
devam edip dalkavukluk yapmadıkça- ümenây-ı rusuldürler. Aksi
takdirde, rusül hâinleri olurlar.
80.
(453)-
İttifâk-ı Ulemâ:
İttifâk-ı ulemâ,
hüccet-i kâtıadır.
81.
(466)-
Din İlimlerinde İhtisas:
Her meslekte olduğu
gibi, ulûm-ı dîniyyede de rusûh lâzım, ihtisas lâzım.
82.
(480)-
Câmilerin İmârı:
Câmilerin îmârı
ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.
83.
(513)-
Mâverâünnehr Ulemâsı:
Semerkant, Taşkent,
Buhârâ... tâ Serhend’e kadar olan yerlerdeki ulemâya ulemâ-i
Mâverâünnehr denir. Onlar i’tikatta Mâturîdî; amelde Hanefî
mezhebindedirler ve çok mazbutturlar.
84.
(672)-
Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek:
Ben yapamam
dedirtinceye kadar güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati,
irşâdı, ısındıra ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire,
rıfk ile, tekâmül-i tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.
85.
(673)-
Her Müminin Vazifesi:
İlmi, ulemâyı ve
âsâr-ı ilmiyyeyi i’zâz, her müminin vazifesidir.
86.
(674)-
Kimlere Buğz Edilmez?
Mümine, âlime,
ulemâya buğz câiz değildir.
87.
(717)-
Basîret Nûruna Erişme:
İnsan takvâ
nisbetinde; kalbinde fehim, gözünde basîret nûruna erişir ve ilâhî
tâlime mazhar olur. Müminin dâru’l-funûnu
takvâdır.
88.
(729)-
Evvelâ İlim Lâzım!
Bilgisiz, ne dünya
olur; ne âhiret! Evvelâ ilim lâzım. Farzdan
evvel farz ilim; farz içinde farz, ihlâstır.
89.
(737)-
Nezâketle Uyarmak:
Emr-i bi’l-ma’rûfu
nezâketle yapabilirse yapacak. Evvelâ kendinden, çoluk-çocuğundan,
akrabasından başlayacak. Yapabildiğini yapacak; yapamadığını da
Hak’dan niyâz edecek.
90.
(220)-
Sultan Fâtih:
Sultan Fâtih, Peygamber (a.s.)’ın meth-ü senâsına
mazhar oldu. Altı lisan bilirdi. Çok büyük âlimdi, müfessirdi.
İctihâd mertebesine çıkmıştı. Kâmûs-u Arabî’yi ezbere
bilirdi; ezberinden ulemâya arz etti.
91.
(222)-
Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?
Risâle-i nûrları
tekrar tekrar okumak lâzım; sathî değil. Bütün duygular ve
latîfelerle teveccüh ederek okumalı ki, her duygu, her latîfe
hissesini alsın.
92.
(254)-
Beden İlmi-Din İlmi:
İmâm Şâfiî, ilmi
ikiye ayırmış: (el-ilmü ilmân): İlmü’l-ebdân ve ilmü’l-edyân.
Önceliği beden ilmine vermiş. Çünkü sıhhat çok mühimdir. Mîzaç
bozulursa, kafa da bozulur, akîde de bozulur.
93.
(271)-
Dört Türlü Sır:
Alâ merâtibin dört
türlü sır vardır: Esrâr-ı kader, esrâr-ı risâlet, esrâr-ı ulemâ,
esrâr-ı ümerâ.
Esrâr-ı
kader
inkişâf etse, enbiyânın risâletinin bir anlamı kalmaz.
Esrâr-ı
risâlet
inkişâf etse, ulemânın bir kıymeti kalmaz.
Esrâr-ı
ulemâ
inkişâf etse, ümerânın bir kıymeti kalmaz.
Ümerânın
esrârı
inkişâf etse, kanûn-nizâm kalmaz; nizâm-ı âlem bozulur.
Şimdi, ümerânın
bileceğini, kahveci çırakları bile biliyor! Bunlar, kıyâmet
alâmetlerindendir.
94.
(370)-
Bu Zamanda Fıkıh İlminin Luzûmu:
Bu zamanda hadîs ve tefsîrden ziyâde, Fıkıh ilmini[8][8]
öğrenmek lâzımdır.
95.
(372)-
Zemzemin ve Kâbe Toprağının Yeryüzüne Dağılması:
Nûh tûfânında, Kâbe
toprağı ve zemzem yeryüzünün değişik bölgelerine dağıldı.
96.
(377)-
Ahz-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri:
Ahz-i mîsak anında Âdem (a.s.)’dan çıkan zerreler,
küre-i arzı tamamen doldurmuştu. Birinci safta enbiyâ; ikinci safta
evliyâ ve müminler; üçüncü safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları
bulunuyordu. Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya ve müminlere Cemâl
tecellîsinde bulundu. Onun için elestü bi Rabbiküm hitâbına
tav’an belâ dediler.[9][9]
97.
(381)-
İlmin Bereketi:
İlmin bereketi ve
fâidesi, üstâda olan bağlılık, hürmet ve hizmet iledir.
98.
(388)-
Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler:
Hesaptan sonra Cenâb-ı
Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir.
Fâsık Müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.
99.
(400)-
Hangi Kitaba ve Hangi Zâta Yapışalım?
Okunan kitaplar,
kendisiyle sohbet edilen zâtlar, insana yakîn-i îmâniyye ve
muhabbetullah veriyorsa, ne âlâ! Aksi takdirde, o kitapları
kapatmak, o zâtlardan uzaklaşmak lâzımdır.
100.
(423)-
Müminlerin Sanatı Takvâdır:
Müminin dârü’l-fünûnu
takvâdır. Takvâ, emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun
erbâbına müttakî derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.
101.
(424)-
Hz. Âişe’nin İlmi:
Hz. Âişe (r.anhâ)
vâlidemiz, hücresinden, Mescid-i Saâdet’e bir pencere açtırdı. Onun
için hem sahâbeye söylenen hadîsleri, hem de kendisine söylenenleri
zaptederdi. Hz. Âişe (r.anhâ), hem hâfıza, hem müçtehide, hem
edîbe...her bakımdan mükemmeldi. Her sene hacceder; Arafat’da iken,
çadırının etrafı kendisine soru soranlarla dolardı. O da onlara,
çadırın içinden doğru cevaplar verirdi.
102.
(432)-
Âlimlerin Nurları:
Ulemâ, nurlarını
mişkât-ı nübüvvetten alıyor. Bütün akıllar, onun aklından; bütün
nurlar onun nurundan taksim olunmuştur.
103.
(437)-
Fetvâ Şartlara Göre Değişir:
Şartlar değişince, fetvâ da değişir. Doktor dindar
olacak, mâhir olacak. Müftî de âlim olacak.
104.
(750)-
Kitaplar Eczâne Gibidir:
Her kitapta, her
gördüğümüzü piyasaya çıkartmak olmaz. Kitaplar eczâne gibidir.
Nasıl, ilaçlar derde devadır diye rasgele verilmez; doktor reçetesi
ile veriliyorsa, kitaplardaki bilgiler de öyledir. Mîzânla
verilmeli, ölçülü olmalıdır.
105.
(758)-
Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri:
Ebû Tâlib-i Mekkî
Hazretleri, helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil
çıktı! Kûtu’l-Kulûb adlı eserini bundan sonra kaleme
aldı.[10][10]
106.
(783)-
Usûl ve Fıkıh İlmi:
Üstâd: “Fıkıhta
Şâfiî fıkhı üstündür; usûlde ise Hanefî usûlü üstündür” derdi.
107.
(784)-
İlmin Ortadan Kalkması:
İlmin ref olması
demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek değildir. Ulemânın
inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak. İlmin ref
olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet
alâmetlerindendir.
108.
(796)-
İlmin Yeniden İnkişâfı İçin:
Çoktan beri ehl-i
ilim tezlîl edilmiş, ilim ehline hürmetsizlik edilmiş. Şimdi bizim
vazifemiz, ulemâyı ve talebe-i ulûmu i’zâz etmektir. Bu sayede ilim
yeniden inkişâf eder.
109.
(802)-
Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar:
Eski hukemâ, âlemin
kıdemine kâil oldular.[11][11]
Ulemâ-i İslâm ise, Cenâb-ı Hakk’ın âlemi,
cüz-i lâ yetecezzâ[12][12]
olan cevher-i ferdden halkettiğini ve hâdis olduğunu isbât ettiler.
Hukemâ, semâvâtın hark ve iltiyâmını[13][13]
da kabul etmezlerdi. Halbuki şimdi aya gittiler. Yoğun, kaba-saba
adamların aya gittiğini kabul ediyorlar da; bütün vucûd-ı şerîfleri
nûrâniyyet kesbetmiş olan Peygamberimiz’in Mirâcı’nı neden kabul
etmiyorlar?!
110.
(803)-
Atom Parçalanmaz!
Cüz-i lâ yetecezzâ
adı altında atomu ilk keşfeden, İslâm ulemâsıdır. Atomun
parçalandığını söylüyorlar! Hayır! Yanılıyorlar; atom parçalanmaz.
Tekessür[14][14]
ve tevessü[15][15]
ediyor.
111.
(816)-
Yazarak Öğrenmek En Sağlam Yoldur:
Yazarak öğrenmek en
sağlam ve en iyi yoldur. Bu husus, İkra’ ve Rabbüke’l-Ekram
ellezî alleme bi’l-kalem âyetiyle[16][16]
tebeyyün etmiş oluyor.
Hatalı görmek ve
suçlandırmak.
Hocasıdır. Yani, ilgilenme,
bilgilenmeyi gerektirir.
“Rabbimiz! Bizi doğru
yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Katından bize
rahmet bağışla! Şüphesiz Sen, sonsuz bağışta bulunansın.”
(Âl-i İmrân, 3/8).
Özellikle ilmihal bilgisi.
Zira bu ilim herkesin üzerine farz-ı ayndır. Tefsîr ve hadîs
ilmi ise farz-ı kifâyedir.
M. Feyzi Efendi'nin Sözlerinden Bir Demet
M. Feyzi Efendi'nin Küfür ve Nifakla İlgili
Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Güzel Ahlâkla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Çeşitli İlim Dallarıyla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Tıpla İlgili Diğer Görüş ve Tavsiyeleri
M. Feyzi Efendi'nin Kadın-Erkek ve Aile Hakkındaki Sözleri |