|
FEYİZLERDEN DAMLALAR
MEHMED FEYZİ
EFENDİ'NİN KÜFÜR ve NİFAKLA İLGİLİ SÖZLERİ |

Her kalpte, kuvve halinde tasdîk kâbiliyeti de,
inkâr kâbiliyeti de mevcuttur.
Rüyâda camuş
(manda) görmek cehenneme işârettir. Solucan görmek hasede;
deve kîne işârettir. Haram, domuz sûretinde; zinâ
kuğu; cehil zulmet; ilim, süt ve berrak su;
îmân nûr; küfür zulmet şeklinde görünür.
Küfür, bir
merkezden idâre ediliyor!
Yâ Rabbi! Kalbimizi kötü hâtırâttan, lisânımızı
kötü kelâm ve küfür sözlerden muhâfaza eyle... Âmin...
Fısktan, günâhtan, küfürden, isyandan ikrâh
vermesi, Allah Teâlâ’nın kuluna bir nimetidir.
İnanamamak mîzaç
bozukluğundan, tasdîk ve yakîn ise mîzaç dürüstlüğünden ileri
gelir.Bunun için nifak erbâbı hakkında: fî kulûbihim maraz
buyuruldu.
Nifak iki çeşittir: Nifâk-ı i’tikâdî, nifâk-ı
amelî. İ’tikâdî nifak çok tehlikelidir; teşhisi de, tedâvisi de
çok zordur.
Münâfıkların gözleri muslukludur; kandırmak için
ağlarlar. Vaatleri boldur; çünkü yerine getirme niyetleri yoktur.
Nifaktan halâsın çaresi, ihlâs ve zikr-i kesırdir.
Bir kimsede nifak alâmetlerinden bazısı
bulunuyorsa, o kimse için mahzâ münâfıktır denilemez. Ancak, nifak
vasıflarından şu şu alâmetler var diyebiliriz. Zira o vasfı
bilerek mi, yoksa cehâletten dolayı mı yapıyor bilmiyoruz.
Âdem
(a.s.)’ın sulbünden ihrâc edilen cüz’ü lâ yetecezzâ halindeki
zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her bir rûh kendi
zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara “Elestü bi-
Rabbiküm” diye hitapta bulundu. Bütün ruhlar “Kaalû belâ”
(Evet Sen bizim Rabbimizsin) cevabını verdiler. Münâfık ve
kâfirler dahi “Belâ” demekten başka kendilerinde mecal
bulamadılar.
Elest bezmindeki o zerrecikler
sonradan vakti gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî
ediliyor.
Ahz-i mîsak anında
Âdem (a.s.)’dan çıkan zerreler, küre-i arzı tamamen doldurmuştu.
Birinci safta enbiyâ; ikinci safta evliyâ ve müminler; üçüncü
safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları bulunuyordu. Cenâb-ı Hak;
enbiyâya, evliyâya ve müminlere Cemâl tecellîsinde bulundu. Onun
için elestü bi Rabbiküm hitâbına tav’an belâ
dediler.
İzzet Allah’ındır.
İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama münâfıklar bilmez!
Münâfıklardan korkmamak lâzım; sakınmak lâzım.
Muvahhitler er-geç cehennemden çıkacaktır.
Kâfirler, müşrikler, muattıla ve münâfıklar cehennemin
demirbaşlarıdır. Münâfıklar, cehennemin en aşağı tabakasında,
kapalı bir yerde mahbûs olarak azâb olunacaklardır.
Huzeyfetu’l-Yemânî
(r.a.), sırdaş-ı Nebî idi. Onun için Nebyy-i Muhterem Efendimiz,
münâfıkların isimlerini ona bildirdi. O da kimseye ifşâ etmedi.
Kâfir ve münâfıkların kalpleri muzlamdır. Çünkü,
evvelâ tasdîk nûrundan mahrumdurlar. Sonra, âzâları ile
işledikleri âmâl-i seyyienin de zulmetleri, kellâ bel râne alâ
kulûbihim mâ kânû yeksibûn sırrıyla
kalplerine akseder. Böylece ebedî hüsrânda kalırlar.
Müminler olmasa, kâfirlere ve münâfıklara bu
dünyada hayat hakkı yoktur. Çünkü arzı ayakta tutan, gerçekte ne
dağlardır ne de güneşin câzibesidir. Ferşi Arş’a bağlayan ve
cezbeden, gerçekte müminlerin nûr-i zikirleri ve halkay-ı
ubûdiyyetleridir.
Kâfirin kalbi zulmetlidir, muzlamdır. İşlediği her
günâhın gubârı (tozları, lekeleri) de kalbini karartır. Zulmet
içinde zulmettir. Kâfirin âlem-i ğayba olan penceresi kapalıdır.
Kur’ân bizi, kâfirlerle dost olmaktan men ediyor.
Kâfirlerle dost olmak haramdır.
Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...
Kur’ân kâfirlere azâb-ı elîmi ihbâr ettiği için
ondan uzaklaşıyorlar. Sâlih amel işleyen mü’minlere de ecr-i
kerîmi tebşîr ettiğinden ona teveccüh ediyorlar.
Müminlerin iman nuru, ibâdâtu tâât nurları, âmâl-i
sâliha nurları… ateşi reddeder. Kâfirlerin ateşe siper olacak
nurları yoktur.
Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan
kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.
Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ
ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu.
Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ
edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten
cehûldurlar (pek câhildirler).
Kâfirler, bu dünyada üzerlerine teklîf almadıkları
için, seyyiâtlarının cezâsı tehir olunur. Yaptıkları bazı
iyiliklerin mükâfâtı ise ta’cîl olunur. Müminlerin ise,
günâhlarının cezâsı ta’cîl olunur; sevaplarının mükâfâtı te’cîl
olunur (geri bırakılır). Bu sebepten kâfirler bu dünyada fazla
sıkıntı çekmezler. Onun için: ed-dünya sicnu’l-mü’min ve
cennetu’l-kâfir buyurulmuştur.
Kabir azâbı haktır. Kâfirler ile
bazı âsî müminlere kabirde azab olunur.
M. Feyzi Efendi'nin Sözlerinden Bir Demet
M. Feyzi Efendi'nin Küfür ve Nifakla İlgili
Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Güzel Ahlâkla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Çeşitli İlim Dallarıyla İlgili Sözleri
M. Feyzi Efendi'nin Tıpla İlgili Diğer Görüş ve Tavsiyeleri
M. Feyzi Efendi'nin Kadın-Erkek ve Aile Hakkındaki Sözleri |
|