Ana sayfa Anasayfa             En İyi 10 Site Haritası             Fikir ve Tarih Dünyası İletişim

MEHMED FEYZİ EFENDİ

Hayatı

Feyizleri

Feyizlerden Damlalar

      Resimleri

Ne Dediler?

MUSA ÖZDAĞ

Hayatı

Tefsir Dersleri

Duygular ve Düşünceler

Kavramlar ve Yorumlar

Tuzaklar ve Uyarılar

Cuma Sohbetleri

Gitti Efendim

Bir Dua ve Bir Niyaz

YAZARLAR
HABERLER
FOTOĞRAF GALERİSİ
KUTLU BİLGİ DERNEĞİ

 

İÇERİK ORTAKLARI

 

FEYİZLER

CEP TELEFONUNUZA

YÜKLEMEK İÇİN

TIKLAYINIZ. >>>

 

Sitemizin yeni tasarımını

görmek için tıklayınız.

KASTAMONU'DA VUSLAT

Mehmed Feyzi YAVAŞ

 

İşte geldim efendim, sana geldim. Gerçi biraz geç bir iade-i ziyaret oldu benimkisi; ama ne çare, gaflet işte efendim. Geç de olsa, güç de olsa geldim efendim.

Nasıl gelmezdim ki? Çünkü sen bana gelmiştin, bundan tam 23 yıl önceydi. Benim dünyaya gelmemle birlikte sen de bana gelmiştin. Hem de ne güzel bir suretteydi gelişin. Bedenin bu güzel diyar Kastamonu’da kim bilir hangi ibadet hangi hizmetle meşgulken ruhun Eskişehir’de başka bir güzellikle meşguldü. Takvimlerin yaprağı 4 Mayıs 1984 tarihini gösteriyordu. Kendi halinde, mazbut bir yaşam sürdüren Mehmet-Fatma Yavaş çiftinin evinde o gün tatlı bir telaş vardı. Nasıl olmasındı? Daha önce 4 evladını daha yaşlarını bile doldurmadan toprağa vermişlerdi. Ve şimdi 5. bebeklerini dört gözle beklerlerken o anın geldiğini anlamışlardı. Mehmet Bey taksi çağırmakla meşgulken Fatma Hanım’ın aklına birden alt komşuları Şefika Hanım’a vermiş olduğu söz geldi. Şefika Hanım’ın çocuğu olmadığından kendisinin yaşayamadığı bu heyecanı en azından kardeşi gibi sevdiği Fatma Hanım’la yaşamak istiyordu. Bu düşünceyle kendisini de yanlarında doğuma götürmelerini rica etmiş, Yavaş çifti de hiç düşünmeden bunu kabul etmişti. Bu yüzden yanlarında Şefika Hanım olduğu halde hastanenin yolunu tuttular. Şefika Hanım’ın eşi Niyazi Bey ise onlara katılmamış, evde abdestini almış uzanır vaziyette ezanın okunmasını beklemekteydi. Ne olduysa işte tam bu sırada oldu. Odanın kapısı usulca açıldı ve içeri nur yüzlü, uzun ve düzgün sakalı, gayet muntazam sarılmış sarığı ve müthiş heybetiyle nurani bir zaat girdi. Niyazi  Bey telaşlanmış, ne yapacağını şaşırmıştı.  Nur yüzlü bilge önce Allah’ın selamını verdi, sonra ona korkmamasını söyledi. Niyazi Bey artık korkmuyordu, ondaki güzellikleri seyre dalmıştı çoktan. Sözlerine şöyle devam etti etrafına ışık saçan adam: “Mehmet Bey’in sağlıklı, uzun ömürlü, hayırlı bir oğlu oldu. İsmini Mehmet Feyzi koyun, yoksa yaşamayacak” İşte böyle dedi ve kayboldu aniden. Niyazi Bey’in kulaklarında son duyduğu cümle, gözyaşları içinde duaya koyuldu. Çok geçmeden dış kapının açıldığını duydu, gelen eşiydi. “Dur, söyleme” dedi Niyazi Bey “oğulları oldu değil mi?” “Evet” dedi Şefika Hanım şaşkın bir halde. “Nereden bildin?” O zamanlar ultrasonla bebeğin cinsiyetini bilmek mümkün olmadığı için şaşırmıştı. Niyazi Bey bir soru daha sordu “Saat 5.45’de doğdu değil mi?” Şefika Hanım’ın şaşkınlığı bir kat daha artmıştı, ona da evet dedi ve ekledi “Bey neler oldu sana, anlatmayacak mısın?” Niyazi Bey tüm olup biteni anlattı eşine ve ekledi “O gelen Kastamonu’lu Mehmed Feyzi Efendi’ydi, daha önce fotoğrafını görmüştüm.” Evet, işte böyle efendim. O sabah sen gelip bana ismini bağışlamıştın, bahşetmiştin. Bense şimdiye kadar bu ismi layığıyla taşıyamadım. Affet, hakkını helal et efendim.

Şimdi senin doğduğun şehirdeyim ve ben de burada yeniden doğdum. Allah Sen’den, sana hizmet edenden, senin hizmet ettiğinden, beni buraya davet edenden, beni burada ağırlayandan ebeden razı olsun efendim. İnşallah burada olduğu gibi ebedi alemde de kavuşur, buluşuruz. Amin…

 

Kastamonu / 03 Mart 2007

 

 

YAZILAR

 

Türk Tasavvuf Düşüncesi

Orhan ÇAMLICA
 

Yanmak, Yakmak ve AŞK

Emine ŞAHİN
 

Türklerde Peygamber Sevgisi

Dr. Ertuğrul ALP

 

 

 

 

 

© 2007-2009  |  feyizler@feyizler.org