Yücelik
yurdunun
malı olan
ruh, bedene
ilâhi bir
solukla
üfürülünce,
toprak beden
ve onun
içerisinde
yer alan
nefis ve
sair
duygular
nurlanarak
bir güneş
misali
varlıklar
âleminin
yüce ufkunda
parlayıverdi.
Onun bu
denli güneş
gibi yücelik
mertebesinde
doğması, bir
yıldız gibi
varlık
semâsında
parlaması
şeytan
denilen şer
yaratığı
kıskandırdı.
İçinden
içinden,
O’na diş
bileyerek
müthiş bir
haset
geliştirdi.
Neticede
olan oldu;
onun
yüzünden
Yüce Allah’a
ve onca
kutlu değere
karşı çıktı.
İnsana olan
düşmanlığını
ve bu yolda
Allah’a
karşı bile
olsa
itaatsizliğini
ilan etti.
Bundan sonra
artık
işi-gücü
hile ve
yalanlar
üretmek,
tuzaklar ve
düzenler
kurmak ve
bir yolunu
bularak onu
zarara
sokmak oldu.
İşte
böylesine
yüce bir
makamda
yerini alan
insanın,
şeytanın
vesvese ve
telkinlerine
ayak
uydurması ve
aşağıların
aşağısına
yuvarlanması
söz konusu
olmuştur.
Her gün ve
her an, bu
muzır
yaratık
İblis’in
hile ve
tuzaklarına
yakalanıp,
O’nun
yalanlarına
kanarak,
yücelik
mertebesi
olan
insaniyet
makamından
aşağıya
doğru
yuvarlananların
sayısını
ancak Yüce
Allah bilir.
İşte
böylesine
yüce bir
makamdan
aşağılara
doğru
düşmeye ve
yuvarlanmaya
“heva’n-nefs”(nefsin
hevası) adı
verilmektedir.