Bütün hiddeti, şiddeti ve cehaletiyle oraya doğru koşmaya başladı. Gözleri hiddet, kalpleri haset, akılları cehalet, vicdanları zulmet doldurunca, insan normal çizgiden şaşar; dengeyi kaybeder. Kârını zararını göremez ve bilemez olur. Şeytanın açtığı ve kendisi için gayet güzel gösterdiği ölüm çukuruna doğru koşa koşa gider. O artık, hevanın büyüsündedir; onun emrinde ve onun yolundadır. Hevânın dizginleri ise, iblisin elindedir.
Firavun ölüm tuzağına girdi ve helak çukuruna daldı. Birden bire her yanını, ilahi intikamın müthiş dalgaları sardı. Öyle bir vurdu ve öyle bir vurdu ki, vurmasıyla feleğini şaşırması bir oldu. Cebrail’i gördü, denizi altüste getirirken… Azraili gördü canını alıp götürmeye gelirken… Dünya ile işi bitmişti. Her şey gözünün önünde silinip gitmişti. Ne taç kalmıştı ne taht!... Ne yardımcı kalmıştı ne baht!... Hepsi de sulara gömülüp gitti… Sahte tanrılık ve haksız saltanat da böylece bitti. Tam bir çaresizdi… Yapayalnız ve kimsesizdi… Aslında daha önceden de öyleydi… Vezirler, adamlar, mallar, mülkler, oğullar, kızlar, makamlar, paralar ve pullar… Bunların hepsi birer rüya… Hepsi bir hayalden ibaret idi. Ama onda bunu görecek göz ve anlayacak kalp nerede idi. Hırsı, tamahı, kibir ve hasedi duyu ve duygularını baştan başa perdelemişti. Ama şimdi ölüm zamanı… Azrail elindeki hançeri vurdu… Bütün perdeler yırtıldı ve dağıldı. Şimdi gözleri keskindi. Her şeyi dosdoğru hakkıyla görebiliyor ve aslınca değerlendirebiliyordu. Ama ne çare ölüm gelmiş, imtihan bitmişti…
Son derece bitkin ve çaresizlik içinde, tüm gücünü toplayıp bütün avazıyla bağırdı:“ inandım!... inandım!... Ben de inandım İsrail oğullarının inandığı tanrıya!...”
Cebrail seslendi:
“Şimdi mi?...Şimdi mi aklın başına geldi?”
Azrail gırtlağını sıktı ve o anda canını çıkardı. Sonra müthiş bir dalga geldi ve menhus bedenini alıp bir köşeye fırlattı…
İşte nefsini tanrı sanıp ona tapınan ve başkalarının da ona tapınmasını isteyip, onları buna türlü yollarla zorlayan zavallı bir yaratığın hazin sonu!..
Allah’ım! Biz aciz ve cahil kullarını, heva ve hevese ve telkinini duyup onun yoluna gitmekten muhafaza buyur, amin!
Musa ÖZDAĞ, Tuzaklar ve Uyarılar, s.310
| < Önceki | Sonraki > |
|---|















